15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu çeşmeden müslümanlar içemez

Bu çeşmeden müslümanlar içemez
Adamın biri ,Osmanlı döneminde bir çeşme yaptırır ve üzerine " Bu çeşmeden müslümanlar içemez" diye yazdırır.

Bunu duyan padişah hemen ,çeşmeyi yaptıran kişiyi buldurur ve huzuruna çağırır ve " Müslüman ülkesinde bu nasıl bir küstahlıkdır " der ve adama kızar.

Adam:"Sayın padişahım,bana istediklerimi yapmaya söz verin bende size bunu neden yaptırdığımı size açıklayım "der.

Padişah:"Peki neymiş istediklerin? "diye sorar .

Adam:"Sayın padişahım,bana Cumartesi günü, Yahudilerin ibadet yaptığı sinagogdaki Hahamını , pazar günü,Hristiyanların ibadet yaptığı yer olan kiliseden papazını,cuma günüde müslümanların ibadet yaptığı yer olan camideki hocayı,alıp getirin" der.

Padişah:"Muhafızlarına bunları derhal gidip getirin "diye emir buyurur..

Muhafızlar cumartesi günü ibadet yapan, yahudilerin sinagoglarına girer ve Vaaz veren haham'ı alıp götürmek ister,

Bunu gören yahudiler:"Siz bizim hahamımızı alamazssınız derler ve muhafızları eli boş geri yollarlar.

Padişah:"Ne oldu neden getirmediniz?" diye sorunca,Muhafızlar:"Efendimiz bize karşı durdular ve hahamlarını vermediler

getiremedik maalesef"derler

Padişah:"O halde pazar günü kilise papazını ayin yaparken alıp getirin" diye buyurur.

Muhafızlar Pazar günü ibadet yapan, ,Hristiyanların kilisesine girer ve Vaaz veren papaz'ı alıp götürmek ister,

Bunu gören Hrıstiyanlar:"Siz bizim papazımızı alamazssınız derler ve muhafızları eli boş geri yollarlar.



Padişah:"Ne oldu neden getirmediniz?" diye sorunca,Muhafızlar:"Efendimiz bize karşı durdular ve Papazlarını vermediler

getiremedik maalesef"derler.

Padişah:"O halde cuma günü camii'ye girip,İmam cuma namazı hutbesindeyken İmam'ı alıp getirin" diye buyurur.

Muhafızlar cuma günü camii'ye girip,İmam cuma namazı hutbesini okurken,"Bizimle geliceksiniz Padişahımızın buyruğu var" deyip imamı kolundan tutup götürürken ,o esnada camiide bulunan cemaat ,kendi aralarında şöyle fısıldaşmaya başlar,

"ya zaten adamın tipinden belliydi kimbilir ne haltlar karıştırmıştır,ne suçlar işlemiştir" deyip kimse elini bile kaldırmaz ve imam padişah huzuruna getirilir..

Bu olayı gören padişah baya üzüntülüdür..ve bu çeşmeden müslümanlar içemez yazısını yazan adama bakarak evet haklısın der ve "Ya rabbi sen müslümanları birbirine sevdir" diye dua eder..

Zira hadisi şerifde Peygamber efendimiz S.a.v şöyle buyurmaktadır"Siz iman etmiş olamazsınız,taaaki birbirinizi sevmedikçe,Cennete'de giremezsiniz taaki iman etmiş olmadıkça"

Saygılarla

Vedat Bağlan Sanatçı

"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "

"Translate Çeviri"

http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/

31 Temmuz 2011 Pazar

Ramazan Orucu nasıl bir haldir?

Ramazan Orucu nasıl bir haldir?
ALLAH c.c İnsan ruhlarını yaratıpda,"Elestü bi rabbikum?" (Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?) diye sual edince ,Tüm Ruhlar "sen sensin bizde biziz dediler..Bu sefer ALLAH c.c Ruhlara Ramazan Orucu hali yani aciz bir kulluk hali verdi ve Tekrar sorunca Tüm Ruhlar "bela" ( evet anlamına gelir") "Galu bela" evet dedigimizden beri..manasına gelir.

Ramazan Orucu hali,Normal bir açlık hali değildir..ALLAH c.c tarafından Ruhlara verilen çok tatlı bir aciz kulluk melekimsi duygular veren bir haldir..Açlık ile karıştırmayalım..

Neticede ALLAH c.c Musa a.s tur dağında kelam ederken ,Musa a.s "Ya rabbi seni kimler görecek diye sual edince ,ALLAH c.c "O yetim, peygamber efendimiz S.a.v ve birde onun ümmetine Ramazan orucu vericem ,İftara yakın O kullarıma o kadar yaklaşıcağımki,benim ile O kul arasında tek bir perde kalıcak ve ne dua ederse kabul edicem " buyurdu.

Ramazan orucumuzu Hatim okuyarak süsleyelim zira orucun lezzetine doyum olmaz.melek gibi olur uçar gidersiniz..

Saygılarla

Vedat Bağlan Sanatçı

"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "

"Translate Çeviri"

http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/

27 Şubat 2011 Pazar

ERBAKAN'ın Özgeçmişi

ERBAKAN'ın Özgeçmişi


29 Ekim 1926 yılında Sinop’ta doğdu. Babası Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde uzun zaman hüküm sürmüş bulunan, Selçuklu soyu Kozanoğullarından, Mehmet Sabri Erbakan’dır.

Ağır ceza reisi olan babasının görev yerlerinin değişmesi nedeniyle, çocukluğu çeşitli yerlerde geçen ERBAKAN’ın Annesi de, Sinop’un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım’dır.

Erbakan hocanın ağabeyleri Nizamettin Erbakan cilt ve deri hastalıkları profesörü, Selahattin Erbakan, göz hastalıkları profesörüdür.

Küçük kardeşleri Kemalettin Bey, diş doktoru, Atifet Hanım eczacı, Rahmetli Akgün Erbakan ise mühendislik eğitimi almış ama ticarete atılmıştır.

Necmettin ERBAKAN ilkokula, Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda başlamış, babasının tayin olup Trabzon’a gitmesi üzerine, ilkokul öğrenimini burada ve okul birincisi olarak tamamlamıştır.

Erbakan Hocanın ilk manevi etkilenişi daha 3 yaşındayken, Kayseri’de kaldıkları evin karşısındaki tarihi Laleli Camiinde okunan ezanlar ve kılınan cemaat namazlarıyla başlamıştır. Ve çocukluk dönemi bu camiinin avlusunda geçmiştir. Özellikle 1928’in sonlarında bu camii’de kılınan bir cenaze namazından oldukça etkilenmiştir.

Çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlayan Erbakan, daha sonraları yine babası M. Sabri Beyin emekli olup yerleştiği İstanbul Fatih’teki İskenderpaşa Camii imamı M. Zahit Kotku Hz.leri gibi devrin önemli ilim ve irfan ehlinden istifade edecek ve manevi olgunlaşma sürecinde bu büyük Zatların terbiyesinde yetiştirecektir.

1937 yılında ilkokulu bitirdikten sonra, aynı yıl İstanbul Erkek lisesi’nde orta tahsiline başlamış, okuldaki çalışkanlığı nedeniyle arkadaşları tarafından kendisine “DERYA NECMETTİN” diye isim takılmıştır. “Sıfırcı Avni” olarak bilinen Fizik hocasından, ilk defa 10 alan öğrenci ERBAKAN’dır.

Orta ve lise de bütün sınıfları iftiharla geçen Necmettin ERBAKAN, İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında birincilikle bitirdi. O tarihlerde lise birincileri, Üniversitelere imtihansız alınıyordu. Fakat Necmettin ERBAKAN, bu imtiyazı kabul etmeyerek girdiği imtihanda büyük başarı gösterince, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin İkinci sınıfından yüksek öğrenimine başladı. İlkokula 6 yaşında, Üniversiteye de ikinci sınıftan başlaması dolasıyla, kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı sınıfta öğrenim gördü. Bu arkadaşlarından biri de sayın Süleyman DEMİREL’dir.

Trabzon’da henüz ilkokul yıllarında iken bile, Temsili devlet kurmak, buna uygun mesai saatleri ayarlamak, arkadaşları arasında, hak ölçüsü olduğu için değeri değişmeyen ve enflasyonla erimeyen “özel paralar” çıkarıp kullanmak gibi olağan üstü oyunlar sergileyen Erbakan Hoca Üniversite yıllarında da okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescid açılması konusunda büyük gayret göstermiş ve açılan mescitte hem ibadetlerini yapmışlar, hem de ilmi ve dini sohbetler başlatarak manevi bir halka oluşturmuşlardır.

1948 yılı yaz döneminde, İTÜ Makine Fakültesi’nden üstün başarı ile mezun olan ERBAKAN, aynı yılın 1 Temmuz’unda Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladı. 1948 - 1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde, O’zaman doktara tezi karşılığındaki yeterlilik tezini hazırladı.

Sınıflarda ders vermek sadece, Doçent ve Profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen, asistan olduğu halde, ders anlatmasına ve hocalık yapmasına özel izin çıktı. Yeterlilik tezindeki yüksek başarısından dolayı, Üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi’nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve becerisini arttırmak üzere Almanya’ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için teknolojik araştırma yapan DVL araştırma merkezinde, profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı 1.5 yıl süre içersinde, bir tanesi doktara tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman Üniversitelerinde geçerli olan ve çok zor kazanılan “DOKTOR” ünvanını aldı.

Alman Ekonomi Bakanlığı için “motorların daha az yakıt yakmaları” konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da Doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN’ın “ Dizel Motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu?” matematiksel olarak izah eden bu tezi, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin önemli dergilerde yayınlanması üzerine, O tarihte Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ firmasının genel müdürü, Prof. Dr. FLATS tarafından LEOPAR tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere fabrikaya davet edildi.

Alman Ekonomi Bakanlığı’nın, RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak amacıyla görevlendirilen ekipte, özellikle ERBAKAN'ın da yer almasının istenmesi üzerine, 15 gün süreyle RUHR sahasındaki bütün Ağır sanayi fabrikalarını gezip, bunları inceleme fırsatını yakaladı.

2. Dünya Harbinden sonra, Alman Üniversitelerinde ilk Türk bilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul’a döndü. İmtihan sonucunda, 27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya’nın DEUTZ fabrikalarına çağrıldı. Burada 6 ay süreyle “motor araştırmaları baş mühendisi” olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953’ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 / Ekim -1955 yılları arasında askerlik görevini tamamladı. İstanbul Kağıthane’deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra, Halıcıoğlu’ndaki İstihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinaların bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Bu görev esnasında, her yıl Türkiye’nin Amerika’dan istediği teçhizatların listesini hazırladı. Hazırladığı bu liste, Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini, okul komutanı Şeref ÖZDİLEK’e bildirmiştir. ÖZDİLEK Paşa bu Albay’ı alıp ERBAKAN’ın yanına getirmiş ve Albay, “ Siz bu güne kadar Amerika’dan yardım olarak, sadece “gizleme ağı, kürek sapı, kazma, vs.” gibi şeyler isterken, bu sene bakım bölüğündeki iş makinalarının tamiri için gereken çeşitli parçaları üretmek üzere tezgahlar istemişsiniz. Bunları ne yapacaksınız ve nasıl kullanacaksınız? tarzında konuşunca, ERBAKAN Amerikan ordusunun kuruluş tüzüğünü açarak: “ Bizim yaptığımız görevi yapan Amerika’daki birliklerde bu tezgahlar var da, biz de niçin olmasın? Diye karşılık verince, Amerikalı Albay söyleyecek bir şey bulamamış ve bu tezgahlar Erbakan’ın girişim ve gayretleriyle Türkiye’ye getirilmiştir.

Askerlik görevinden sonra, tekrar Üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN, 1956 yılında Türkiye’de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor Aş.’yi kurup faaliyete geçirmiştir.

ERBAKAN’da böyle bir fabrika kurma fikri, Almanya’daki çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu’nun sipariş verdiği motorları gördüğünde uyanmış ve planlarını ta o zaman tasarlamıştır.

Yurda dönünce hemen hazırlıklara girişmiş ve bugün pancar motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956’da atmıştır. Gümüş Motor fabrikası 1 Mart 1960 tarihinde seri üretime başlamıştır.

Dönemin Başbakanı rahmetli Adnan MENDERES, 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken: “ Ben de çiftçiyim, bu motorları kendim kullandım. Bunun ne kadar büyük bir adım olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye de bunların yapılabileceğini görmek, beni son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960’da değil, 1950’de görseydim. O takdirde Sümer bank’ın bir çok fabrikalarını özel sektöre satar, oradan aldığım para ile Türkiye de Ağır Sanayi fabrikalarını kurardım” diyerek duygularını dile getirmiş ve Erbakan’a tebrik ve takdirlerini iletmiştir. MENDERES ayrıca, fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolar’lık dövizi’de hiç bekletmeden, bir gün içinde tahsis ettirmiştir.

1960 yılında Ankara da yapılan sanayi kongresi’nde, Gümüş Motorun ürettiği makineleri ve parçaları tanıtan ERBAKAN, “Yeni hedefimiz, Türkiye’mizde artık yerli otomobillerin de yapılmasıdır.” fikrini dile getirmiş, o zaman yönetimde olan askerlerce kabul gören bu fikir üzerine, Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde “DEVRİM OTOMOBİLİ” adıyla ilk yerli otomobilimiz ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim ekibi, Gümüş Motor fabrikasını gezmişler, büyük hayranlık ve heyecanlarını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine 200’e yakın general ve üst rütbeli subay’a, ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir. “Türkiye’nin kalkınma ve savunma sorunlarını ve çözüm yollarını” dikkatle dinleyen Generaller, oldukça etkilenmişlerdir.

1965 yılında Profesör olan ERBAKAN, şubat 1966 da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığını üstlenmiş, 1968 Mayıs’ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyeliğine getirilmiş, Mayıs 1969’da ise, Odalar Birliği Genel Başkanlığına seçilmiştir. O zamanki Demirel hükümeti, her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKAN’ı polis zoruyla görevinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir.

Necmettin ERBAKAN bunun üzerine siyasete atılmaya karar vermiş ve Milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine müracaat etmiştir. Buradan veto edilen ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız olarak adaylığını koyup seçilerek meclise girmiştir.

Hoca, Türkiye Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanı iken tanıştığı, aynı kurumda görevli olan, İktisat mezunu, iyi İngilizce, yeterince Almanca ve Fransızca bilen... Ülke ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen olgun ahlaklı, anlayışlı, ağırbaşlı ve alımlı bir hanımefendi olan Nermin Erbakan’la 10 Ocak 1967’de evlendi.

1967’nin sonlarında büyük kızları Zeynep, 1974 ekiminde küçük kızları Elif Hanımlar, 1979’da ise biricik oğulları Muhammet Fatih Bey dünyaya geldi.

Hoca, Odalar Birliğinde bulunduğu dönem de, Ankara’da bir arkadaşının Selanik Caddesi 9.nolu evini karargah haline getirmiş, rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Hikmet Güner, Aslan Topçuoğlu, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve Hasan Aksay gibi gönüldaşlarıyla gece yarılarına kadar “Türkiye’nin geleceği ve sorunlarının çözülmesi” konularını görüşüp plan ve projeler üretmişlerdir.

24 Ocak 1970 tarihinde, Milli Görüş’ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan’ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatılınca, tatil ve tedavi için kısa bir süre İsviçre ye gitmiştir.

Daha sonra, 11 Ekim 1972 yılında kurulan Milli Selamet Partisi, S. Arif Emre’nin resmi riyasetinde, Erbakan hocanın ise tabii Liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde, %12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenter ile meclis’e girip, grup kurdu.

1974 yılında kurulan MSP - CHP Koalisyonunda, Başbakan yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlenen Necmettin ERBAKAN, böylece Türkiye'nin maddi ve manevi kalkınması yolundaki çalışmalarını da fiilen başlatmış oldu.

9 Aylık bir hükümet döneminin ardından MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra oluşturulan 4’lü koalisyonda da yer alan, MSP genel Başkanı Necmettin ERBAKAN, yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerinde bulundu.

5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3’lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başından, 12 Eylül 1980’e kadar muhalefette kalan MSP’nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül ihtilalinin getirdiği antidemokratik uygulamalar ve yasaklarla, Eylül 1987 yılına kadar politikadan resmen uzak tutuldu.

Eylül 1987’deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN 19 Temmuz 1983 yılında kurulmuş olan Refah Partisi’nin; 11 Ekim 1987’de yapılan tarihi kongresinde, oy birliği ile tekrar Genel Başkanlık makamına oturdu. 20 Ekim 1991 seçimlerinde yeniden Milletvekili seçilen ERBAKAN, daha sonra Belediyeler devrimini gerçekleştirmiş ve nihayet 1995 Genel seçimlerinde büyük bir başarı kazanarak Refah’ı birinci parti konumuna getirmiştir. 29 Haziran 1996’da ise kurulan Refah -Yol hükümetinde Başbakanlığı üstlenen ve 1 yıl da çok önemli hizmetler gören ERBAKAN, malum merkezlerin hıyanetleri sonucu oluşturulan suni krizler yüzünden ve hile ile hükümetten uzaklaştırılmış, haksız ve dayanıksız gerekçelerle partisi kapatılmış, ama O büyük sandık ihtilalini ve tarihi demokratik değişimini gerçekleştirmek üzere şimdi son hazırlıklarına girişmiştir.


Neden partilerini kapatılar? neden hapise attılar? çünküüüüüü siyonist yahudi ve emperyalist ABD istedi diye...Kimi kullandılar elbetde orduyu...

Erbakan Hocamıza,şu kadar trilyon götürdü, şu kadar altını var, diyenlere şunu söylüyorum...
"Ellerine kollarına sağlık,keşke daha çok götürseydi,BU ABD Köpeklerinin elinden..."


"İnna Lillahi ve İnna İleyhi raciun" Hepimiz ALLAH'dan geldik ALLAH'a döneceğiz.
Sayın Muhterem ,Mücahid, Erbakan hocamıza ALLAH'dan rahmet diliyorum..Mekanı cennet olsun..

Türkiye ve Tüm İslam Alemi büyük bir Liderini Kaybetmiştir..hepimizin başı sağolsun..


Senin yolundayız...senin tek gayen, İslam ve hakimiyetiydi...bizde aynen bu yolda devam edicez hocam, sen rahat uyu...


Eyyyy güzel insan,eyy büyük mücahid,eyy büyük eğitici,eyy büyük bilim adamı,eyy büyük mücadeleci, ALLAH senden razı olsun..Mekanın cennet olsun..Kıyamet gününde Resulullah'ın, hemen yanı başında, bizlere şefaatçı ol..Ruhuna el fatiha.


Saygılarla

Vedat Bağlan Sanatçı

"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "

"Translate Çeviri"

http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/

26 Şubat 2011 Cumartesi

İyiliği emredip,kötülükden men etmeyenler, helak oldu

İyiliği emredip,kötülükden men etmeyenler, helak oldu

"Andolsun asra! İnsanlık hüsranda. Ancak iman edenler ve doğruları yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (Vel Asr suresi)

"(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur." (Bakara Suresi - 193)

"İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?"(Bakara Suresi - 44.)

Türkiye'de devletin resmi açıklamasına göre ,Devlet,en çok vergiyi,içki ve siğaradan topluyor.Bununla beraber ,faizden,genel evlerinden,şans oyunlarından vesaire vergi alarak,haram para topluyor.Bunuda maaş olarak,memur,din adamı,emekli,milletvekili,bakan,başbakan,cumhurbaşkanı'na veriyor,

Şimdi yukardaki ayet ne diyordu? "İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? "
Bu şekilde haram para yiyen,vede millete haram yediren bir devlet nasıl kalkıpda millet'e Aynı Hz.Ömer adaletinden bahsedecek?ve bu milleti kötü yoldan men edicek? önce, kendisi bu haramlardan kurtulup, helal maaş alması, ve millete helal maaş vermesi lazım..Yoksa, hiç bir yaptığı kötülükden men etme işi tesir etmez ve başarıya ulaşmaz..

Burda açıkca, Başbakanı peygamber gibi gören saf patates çuvallarına söylüyorum,

"Bak ,senin o gördügün namaz kılan ,başbakan'ın parayı nerden topluyor ve aldığı maaş ne? bi kere haram yiyen bir kişinin duası dahi kabul olmaz, diye bir sürü hadis var..Ve sen hala, "vay beee ne kadar güzel vaaz veriyor" diyor bayılıp, ayılıp hemen götürüp, oyunu ona veriyorsun."

Bu ayet,Türkiye'de içki ve kumardan en çok vergi alan tayyibe ve AKP 'ye gelsin,

Bismillahirramanirrahim
"Ey iman edenler içki, kumar, fal ve şans oyunları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun. Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin sokar.” (Mâide sûresi 90. ve 91. âyetler)

hadisi şerif,
“onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl kabul edilsin"

AKP hakkında 5 şey,
1.ABD üslerine müsade edip milyonlarca müslümanın ölmesine vesile olmuştur,
2.İç ve dış borçlanmasını 600 milyar yapmıştır,
3.Topladığı vergilerle,6 yılda tam 184 milyar dolar dış borç faizi ödemiştir.
4.92 milyar dolarlık cari açık,ve 34 milyarlık kamu malı satışı yapmıştır
5.İçki,kumar,fuhuş ve faizden topladığı,vergileri,memur,din adamı,bakan,başbakan,cumhurbaşkanına maaş olarak vermiştir.

AKP ve tayyip,hem namaz kılıyor,hemde içki,siğara,genelevleri ,faiz'den topladığı vergilerle hem maaş alıp hemde bunu memur,bakan,başbakan,cumhurbaşkanı vesaire'ye maaş olarak veriyor..

AKP 'ye oy veren kişi,aynı zamanda şunu demektedir,"iyi ettin ABD üslerine müsade edip ırakdaki milyonlarca müslümanı öldürttün,bende seni destekliyorum ve bu suça iştirak ediyorum"

İslam'a göre bir kişiyi öldüren veya vesile olan,aynı suça tabidir...Ve cezası Kuranı-Kerimdeki açık birşekilde kısas olarak ölümdür..
"Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan son...ra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır".(Bakara -178.)

Netice olarak,tayyibin 2001 tahribatı dediği şey ile kendi yaptığı ırakdaki zulüm mukayese edilemeyecek kadar çok daha büyük olup,insan'a şunu söyletiyor,"keşke 2001 yılındaki gibi kalsaydıkda,ne bu kadar müslüman ölseydi,nede şu anki 600 milyar dolar iç ve dış borcumuz,92 milyar dolar cari açığımız vede 6 yılda 184 milyar dolar dış borç faizi ödememiş olsaydık"..bu laf tüm AKP ye doya doya yeter..

tayyip,halka devamlı şunu söylüyor,bizden evvel bunlar şunu yaptı ..vesaire,halkı korkutuyor,sizde halka şunu kesin söyleyin.acaip vergiler,zamlar,ve kanunlar,seçimden sonraya bırakıldı,şayet AKP ye oy verirseniz,kendi bindiginiz dalı kesmiş olucaksınız...yandınız...

Devlet borçlu,millet borçlu eeee kim ödiyecek bu kadar paraları?

ABD 'ye güvenip, AKP yi kuran, ve Milli görüşden ayrılanların hali, aynen şöyledir,
Bir çocuk ,arkadaşına güvenip evinden kaçar,sonra arkadaşı'nın aileside bu çocuğu evine almaz ve ortada sefil ve perişan olarak kalır.Eeee ALLAH'ın tokatı'nın seside çıkmaz ,acısıda,Sürüden ayrılıp ,fitne ve fesat oluşturanların hali bu olur..ortada kalıp rezil ve kepaze olurlar...


Hacı hafiz,mustafa özgür Anlatıyor:

"Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!" .(maide-suresi 79)
Onlar yaptıkları kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı. Ne kötü, fena iş yaptılar.” Arkadaş arkadaşı içki içmeye götürüyor. Zinaya götürüyor. Kumara götürüyor. O ne zalim arkadaş! Yevmi mahşerde de o kötü iki arkadaş birbirlerini kötüleyecekler;
“Yazıklar olsun! Sen beni kötülüklere, günahlara bulaştırdın. Beni Allah yolundan kaydırdın, saptırdın. Yazıklar olsun sana!” diye. O mahşer yerinde de birbirlerine sitem edecekler.


Hz. Aişe’den (r.a) rivayet ediliyor: Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Halkının on sekiz bin kişisi Peygamber gibi amel işlediği halde Yüce Allah, bunları toplu cezaya çarptırdı.”

Aişe (ra) validemiz soruyor: “Nasıl olur ya Resulallah?” Peygamberimiz buyurdu ki: “İyi amel işleyen kişiler Allah için öfkelenmezler, iyiliği emredip kötülükten alıkoymazlardı. Onlarla beraber yemek yerlerdi. Onlarla beraber gülerlerdi. Hiç Allah düşmanlarına buğzetmezlerdi. İyilikleri emredip kötülüklerden nehyetmezlerdi. Onun için Allah bu kasabayı toplu cezaya çarptırdı. Helak etti.”

İşte Cennet Adası’nı helak etti ya, Allah. Hani neresiydi orası? Cennet Adası diyorlardı. Bizimkilerde sevgilileriyle beraber oraya gitmişlerdi. Ama onlara özel uçak gönderildi. Fuhuş yapanlara, zina yapanlara, eğlenceye gidenlere özel uçak gönderiliyor. Bakan, özel uçak gönderiyor. Eyvah zalimlerin haline bak. Allah şu ülkeyi koruyorsa, Allah şu ülkeyi muhafaza ediyorsa, Allah şu ülkeyi alt üst etmiyorsa bu ülkenin içerisinde gece sabahlara kadar Allah’ın aşık kulları var, sadık kulları var. “Ya Rab!” diyerek onlar öyle yalvardıkları an Cenab-ı Hak, onların hürmetine belaları kaldırıyor, yoksa helak eder.

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin arkadaşları birbirlerinin velileridir. İyiliği emredip kötülükten alıkoyarlar. Onlar namazı dosdoğru kılarlar, zekatlarını da verirler. Onlar Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlar yok mu? Allah onları esirgeyecek, günahlarını bağışlayacaktır. Şüphesiz ki Allah aziz ve hakimdir.” (tevbe suresi-71 )
Allah’ım! bizleri de o mümin kullarından eyle.

Bakınız Hz. Ebubekir ne diyor? Hz. Ebubekir gelip peygamberimize: Müşriklerle savaşmanın dışında bir cihad şekli var mı ya Resulallah, diye sordu. Peygamberimiz (sav) şöyle cevap verdi: “evet vardır, ey Ebubekir. Allah’ın şu meleklerinden(?) üstün dereceli öyle mucahitleri vardır ki bunlar sağdırlar. Herkes gibi yerler, içerler ve halkın arasında gezerler. Yüce Allah onlarla gökteki meleklere karşı iftihar eder övünür. Ümmü seleme Allah’ın resulü için nasıl süsleniyorsa, cennet de onlar için öyle süsleniyor.” Hz. Ebubekir: “Ya Resulallah kim bunlar?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular: “Bunlar iyiliği emredip kötülüğü menederler. Allah için sevip Allah için de öfkelenenlerdir.” Başka bir hadisinde Peygamber (sav): “Onlar tahtlara oturacaklardır.” Sordular: “Onların amelleri nedir ya Resulallah?” Peygamberimiz (sav): “Onlar birbirlerini Allah için sevdiler, sevmediklerini de Allah için sevmediler.” İşte biz de birbirimizi Allah için sevelim. Allah’ım! Bizleri bu yolda daim eyle. Peygamberimiz (sav), sözlerine şöyle devam etti: “Nefsim kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bu kimselerin cennetteki köşkleri şehitlerden daha yüksektir, daha yüksek olacaktır. Bu köşklerin her birinde kimi yakut kimi yeşil zümrütten olmak üzere 300 kapısı vardır. Her bir kapının önünde nur parlayacaktır. Bu kimseler sırf eşinin gözleri içine bakmak için iri gözlü hurilere bakarlar. O huriler de bunları gördükleri zaman; “Ey efendim, sen hoşgeldin. Ben seni bekliyorum. Hani filan yerde emri bil maruf yaptın ya, o anda halk etti Allah beni sana. Öbürü de aynı şeyi söyler. Emri bil maruf nehyi anil münker yapanlara Allah, 300 tane huri verecek. 300 tane huriyle evlenecekler.” Hanımlar duymasın. Hanımlar duyarsa bunu da kabul etmezler. Hanımlar ahiretteki hurileri bile kabul etmeyip kıskanırlar. E sen akıllı ol, sen de cennete gir. Sen de hurilerden ol.

İyi hanımların cennette hurilerden olacağını bir ev sohbetinde böyle anlatınca bir arkadaşımız rahmetli parmak kaldırdı: “Hocam” dedi, “Ben, Cenab-ı Allah’a orada diyeceğim ki, bu kadını da istemiyorum, cenneti de istemiyorum. Öyle ki, beyinin ciğerini yakmış. Sen beyinin ciğerini yakarsan cennetin kokusunu bile alamazsın. Hanımefendi sen kocana salak dersen, sen kocana manyak dersen, sen kocana köpek dersen seni cennete koyar mı Allah, koymaz. Cennetin beşyüz yıllık yoldan kokusu vardır. Mümin kullara beşyüz yıllık yoldan cennetin kokusu gelir. O kokuyu duyamayacak bu hanmlar. Hanım, kocasına ne diyor? Sen manyak mısın, salak mısın, diyor. Bunu bildiğim için, duyduğum için söylüyorum. Evet bu kadın geceli gündüzlü ibadet yapsa kocasının helallığını almazdan ölürse cennet göremez. Hanımların da kulağını çınlattım. Zaten uzun zamandan beridir hiç hanımlar hususunda vaaz konusuna girmedim. Onlar çok rahat. Şimdi şimdi kurcalamaya başladılar. Eyvah, beyleri hatırlarına geldi. kimilerinin beyleri ölmüş, kimilerinin beyleri hayatta. Salak dediğin o efendin var ya, manyak dediğin o efendin var ya, köpek dediğin o efendin var ya, seni korumak için Allah, onu sana vermiş, senin ırz ve namusunu, iffetini koruyor. O olmazsa sen, ortalıkta rezil olursun, perişan olursun, çoluk çocuğun sefil olur. O seni koruyor, senin haberin yok. Haberin yok, aklın yok, şuurun yok, idrakin yok senin. Allah, hanımlarımıza da, kızlarımıza da akıl ve şuur versin.

Yüce Allah (cc), Hz. Musa’ya şöyle hitap ediyor: “Ey Musa! Sırf benim için işlediğin hiç bir amel var mı?” Musa (as): “Ya Rab! Allah’ım! Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, secde ettim, sana hamd u sena ettim, Kitabını okudum, senin adını andım.” Yüce Allah (celle şanuhu) şöyle buyuruyor: “Ey Musa! Namaz senin kılavuzun, oruç senin kalkanın, verdiğin sadaka üzerine gölgedir. Secdedeki tespihin senin için cennette ağaç olacaktır. Kitabımı okuman da sana köşk ve huri sağlayacaktır. Benim adımı anman da, senin ışığın olacaktır. Sırf benim için ne yaptın, ya Musa? Onlar senin için.” Bunun üzerine Hz. Musa: “Ya Rabbi! Ben bilmem, bana öğret yapayım. Senin rızan için ne ise yapayım. Sırf senin rızan için olacak bir amel bana bildir de onu işleyeyim ya Rabbi!” Yüce Allah Hz. Musa’ya: “Ey Musa! Benim için hiç dost edindin mi? Benim rızam için dost edindin mi? Benim rızam için düşman oldun mu kimseyle? İşte bu benim içindir.”

Ebu Ubeyde İbnul Cerrah (ra) şöyle rivayet ediyor: Peygamberimize bir gün: “Allah katında en yüksek dereceli şehit kimdir ya Resulallah” diye soruldu. Resulullah: “Allah katında şehitlerin en yüksek derecelisi zalim bir valinin karşısında dikilerek iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya çalışırken öldürülen kimsedir. Zalim vali onu öldürmediği takdirde bile o yaşarsa yine şehit mertebesini alır.”

Hasan el- Basrî (ra) den, Peygamberimiz (sav) yine buyuruyor ki: “Ümmetimin en yüksek dereceli şehidi, zalim bir devlet başkanının karşısına geçip dikilerek, iyiliği emreden, kötülükten sakınmayı ona hatırlatan ve bu yüzden de öldürülen böyle bir şehit, cennetteki Hz. Hamza’nın derecesindedir.” Peygamberimizin amcası Hz. Hamza Uhud’da şehid oldu. Peygamberimizin mübarek dişi şehid oldu, mübarek yüzü yarıldı, kanları aktı. “Ya Cebrail yetiş, Habibimin kanını tut. Eğer Habibimin kanı yere akarsa, yeri alt üst ederim” dedi Yüce Allah. O zaman Peygamberimiz (sav) biraz kendine geldi. Öyle oldu ki, Peygamberimizin (sav) başına, üzerine, sağına, soluna, arkasına, önüne oklar, yaylar, kılıçlar yağmur gibi yağdılar.

Peygamberimiz öyle bir hale geldi ki, baygın vaziyetine geldi. Ashab perişan olmuş, şehid olmuş neden, bilir misiniz? O konuya niye geldim? Konum, o değil, o konuya niye girdim? Allah ve Resulünü dinlemeyenlerin hali, akıbeti, âhiri perişandır. Mutlak bir sille yiyeceklerdir. Peygamberimiz (sav) Uhud savaşına hazırlandığı zaman, askeriyle, ordusuyla, komutanıyla, gençlerle, halkıyla iç içe girdi bir istişare yaptı. Gençler çok hızlı, çok hızlı. Fakat kâfirler de Bedir savaşında yenildikleri için hızlarını alamadıkları için onların hınçları var Peygamber’e karşı, müslümanlara karşı. Peygamberimiz, gençlere dedi ki; “biz savunma savaşı yapalım, muharebe yani göğüs göğüse çarpışma yapmayalım. Gençler, peygamberimize karşı çıktılar; “Hayır ya Resulullah!” dediler. Peygamberimiz hiç sesini çıkarmadılar. Evine, içeriye makamına girdi. İki zırh birbirinin üzerine giydi ve atına bindi. Hemen Ebubekir-i Sıddık (ra), Hz. Ali (ra) Efendimiz, ashabın büyükleri, ileri gelenleri geldiler. “Ne yaptınız, ne yaptınız? Hata ettiniz, Resulullah’ı kırdınız, O’nu incittiniz” diyerek gençlere sitem ettiler. “Ya Resulallah! Senin dediğin olsun. Savunma yapalım” dediler. Peygamberimiz: “Hayır, Peygamber zırhını giyindi, atına bindi, geri dönmez.” Ashab anladı ki, Uhud’da yenileceğiz. Ve ilk hitapta savaşa girdiler. Müslümanlar kazandı. Savaşı hemen müslümanlar kazandı. Öyle ki, Hz. Hamza küffar ordusunu yararak sağa sola kılıç salladığı zaman üç, beş, on tane birden öldürüyor. Böyle görünce küffar askeri korktu kaçtı. Fakat Peygamberimiz (ass), Uhud Dağı’nın hemen karşısında ufak bir tepe var -Hacca gidenler bilir, o tepeye çıkıp dua ediyoruz- O tepenin hemen kıyısna, yanına yetmiş tane okçu bıraktı. Okçulara tembih etti: “Biz savaşı kazanalım veya kaybedelim. Benden emir gelmeden, Peygamberden emir gelmeden burayı terketmeyeceksiniz.” Fakat kâfir durmadı. Bekliyor, bir şey bekliyor, bir fırsat kolluyor. Müslümanlara, okçulara bir haber geldi; “Ganimet dağılıyor, müslümanlar kazandı, kâfirler kaçtılar.” Fakat ordu komutanı Halid b. Velid -tabi sonradan müslüman oldu- gözetliyor. Okçular oradan kaçınca, ganimetin olduğu dağa doğru gidince Halid b. Velid askeriyle beraber orada kalan yedi okçuyu şehid ettiler ve Peygamberimizi, müslümanları arkadan kuşattılar. Yetmiş şehid verdik. Hz. Hamza şehid olduktan sonra, iş bittikten sonra Peygamberimiz kendine geldi ve Hamza’yı göreyim, amcamı göreyim dedi. Resulullah bir baktı ki, Hamza’nın kalbi yarılmış, Hamza parça parça, kulakları, burnu, dudakları kesilmiş. Peygamberimizi dinlemediler. Allah’ın Resulünü dinlemediler. Savaşı kaybettiler. Yetmiş şehid verdiler. Rivayete göre o şehidlerin bir kısmı ile Mus’ab b. Umeyr ve Hz. Hamza Uhud Dağı’nda yatıyor. Geriye kalan şehitler de Cennetul Baki mezarlığında toprağa verildi.

Değerli müslüman! Bugün insanlık Allah’tan kopmuştur. Bugün insanlık Resulullah’tan kopmuştur. Bugün insanlık İslam’dan kopmuştur. Bugün insanlığın başına gelen bela ve musibet ondan dolayı geliyor. Biz Peygamberimizi dinlemedik. Biz Allah’ı dinlemedik. Kur’an’ı rafa kaldırdık. İslam’ı yıktık yerine küfür, batıl kanunlar koyduk. İslama düşman olan kanunları koyduk. Şeriata düşman olan kanunları koyduk. İslam’ı yıktık, yerine küfürü getirdik, batılı getirdik, kâfiri getirdik. Ne zannediyorsunuz, bu insanların başına gelecek bela, musibet nedendir? Bakınız, değerli müslümanlar! Dikkatinizi çekiyorum: İslam ülkelerinin başında olan liderlere bir bakın. Bir bakın, İslam ülkelerinin başında olan liderler kimlerin emriyle gelmiş oraya. Ürdün’e bakın, Suudi Arabistan’a bakın, Irak’a bakın, Afganistan’a bakın, Filistin’e bakın; Bütün, yahudinin uşakları gelmiş. O müslümanlar şimdi inim inim inliyor. Gel bizimkilere bak. Kimler getirdi bunları iktidara? Yahudi getirdi, Yahudi. Nereden nereye geldiler? Nereden yahudi nereye getirdi? Şimdi İslam düşmanlığı var Türkiye’de, Hıristiyanlar kol atıyor, rahat rahat çarşı pazarda incil dağıtılıyor, dolar dağıtılıyor. Para karşılığı dinler satılıyor. Ne zannediyorsunuz? Müslümanlar uyuyor, yahudi çalışıyor.

Değerli Müslümanlar!

Peygamberimiz (sav): “Miraca çıktığım gece cehennemde bir zümre gördüm. Erkekleri makaslarla dudaklarını kırpıyorlardı.” “Onlar kimlerdir?” diye soruldu. Peygamberimiz (sav): “Ben Cebrail’e sordum, ‘dudaklarını kırpanlar kim’ diye. Cebrail bana: “Ya Muhammed! Onlar senin ümmetinin hatipleri, alimleri, hocalarıdır. Onlar, emri bil maruf nehyi anil münkeri yaptılar, kendileri işlemediler, kendileri yaşamadılar. Onlardır, dudaklarını kırpıp çekenler. Yeniden yerine geliyor, yeniden kırpıyorlar. Onların cehennemde azabı o. Kimin? Hatiplerin, hocaların, dilini yutmuşların, emri bil maruf yapıp kendileri yaşamayanların. Kürsüden söylerim ben. Kürsüden söylemek kolay, fakat yaşıyor musun? Kur’an ve Sünneti yaşıyor musun? Emri bil maruf nehyi anil münkeri ilk önce kendi nefsine yapacaksın. Kendi nefsinde tatbik edeceksin, kendi nefsinde yaşayacaksın ki, senin sözün insanlara işleyebilsin.

Cenab-ı Hak, ülkemizi, milletimizi, memleketimizi korusun, muhafaza eylesin. Yahudilerin, kâfirlerin şerrinden muhafaza eylesin, korusun.

Saygılarla

Vedat Bağlan Sanatçı

"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "

"Translate Çeviri"

http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/