Araç Amaç olamaz,
Bu yazımızda ,şu an tüm dünyada yaşayan insanlar'ın bir türlü ,tam olarak bilmedikleri , Amaçsız ,Gayesiz ve Hedefsiz yaşamaları nedeniyle veya Amaç ve Arac'ı karıştırmaları sebebiyle, Amaç ve Araç konusunu ,açıklığa kavuşturmak istiyoruz.
Amaç kelime anlamı olarak ,Ulaşmak, istenilen sonuç, maksat demektir .Yani en nihai varılacak olan yer, veya herhangi bir şey demektir.
Araç kelime anlamı :bir iş yapmakta ya da sonuçlandırmakta yararlanılan nesne, alet, enstrüman; taşıt. kişiler ya da nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta; bir sonuca ulaşmak için kullanılan şey. bir şeye ulaşmak, bir şeyi elde etmek için yararlanılan kimse ya da şey demektir.
Benim yıllar önce söylediğim bir laf vardır ,
"Ne Aradığını Bilmeyen,Ne Bulduğunu Anlamaz.."
Hayatı'nın bir amacı,gayesi ve hedefi olmayan kimsenin bir kişiliği ve kimliği de olmaz
Bu dünya'da tüm insanların en büyük eksikliği,
1.Amacı ,gayesi ve hedefi yokdur.
2.Amaç ve aracı karıştırmıştır.Yani amaç yerine araca yönelmiştir..
İşte amaç ve aracı açıkca ortaya koyan ayetler,
"Andolsun asra! İnsanlık hüsranda. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna."(Vel Asr suresi)
"Şu da bir gerçek ki, mallarınız ve çocuklarınız bir imtihan aracıdır. Allah’a gelince, onun katında büyük bir ödül vardır. "(Tegabün 15)
..
İnsanlara soruyorum "senin gayen ne? yani hedefin ne?" diye,Aldığım cevaplar genelde şunlardan ibaret,"hayırlısıyla bir ev alıcam,güzel bir arabam olsun,güzel bir hatun bulursam evlenicem,büyük bir iş yeri açıcam,sesim güzel meşhur olucam,görünümüm fena değil aktör olucam,borçlarımı ödiycem,çok zengin olucam" vesaire vesaire..:)))) bunların hepsi araç. yani seni esas amacına götürecek olan şeylerdir.
Mal ,mülk,kadın,çoluk,çocuk hepsi araçdır,esas önemli olan amaçdır.
Amaç ise,sadece Allah'ın rızasına nail olabilmek ve onun dini'ni emirlerini bu dünya'ya hakim kılmaktır..
Şimdi bu konuyu biraz inceleyelim,
Ne aradığını bilmeyen demiştim ,evet burdan yola çıkalım neden? eee çünkü esas ne aradığını amacı'nın,gayesi'nin ,hedefi'nin ne oldugunu bilmeyen zaten ne buldugunu ne bulacağını bile bilmez veya bilemez.Pekiiii insan bu dünya'da ne araması lazım? amacı ne olması lazım?işte esas en önemli olan, ve belkide bu dünyaya geliş sebebimizin sorusudur bu.
İnsanoğlunun Yaratılış Sebebi Nedir?
Cevap: Biz bu sorunun cevabına geçmeden önce, bu soruyu bir başka soru ile tamamlamak istiyoruz; o da şudur ki: Biz insanlar herhangi bir işi yapmak istediğimiz zaman, onunla kendimizde olan bir eksikliği ve ihtiyacı gidermek istiyoruz Örneğin, tahsil yapıyoruz ki bilgi eksiklerimizi giderelim İş, ticaret vb yapıyoruz ki fakirliğimizi ve maddi ihtiyaçlarımızı giderelim Ordu ve savaş malzemeleri hazırlıyoruzki düşmana karşı gücümüzü ve zaaflarımızı tamamlayalım Yiyip içiyoruz ki enerji eksikliğimizi tamamlayalım Eğleniyoruz, gezip tozuyoruz, istirahat ediyoruz ki yorgunluk, bıkkınlık vb ihtiyaçlarımızı giderelim vs Hatta manevi çabalarımız, nefis tezkiyesi, ruhi ve manevi makamlara ulaşma çabası, hepsi bir türlü maddi veya manevi eksikleri gidermek içindir Öyle ki eğer bu eksiklere sahip olmasaydık, söz konusu şeylerin peşine de gitmezdik hiçbir zaman Bunlar bizim gibi eksikliklerle dolu sınırlı varlıklar için tamamen doğal ve zaruri şeylerdir
Ama Allah-u Teala'yı biz her açıdan sonsuz, sınırsız, eksiksiz ve noksansız olarak gördüğümüze göre ve dolayısıyla alemin yaratılışına hiçbir ihtiyacı olmadığına göre, genelde bütün yaratıkların ve özelde insanoğlunun yaratılışındaki hedef nedir?
Bu sorunun cevabını verebilmek için önce bir konuyu açıklamamız gerekir: Gayeler (hedefler) iki türlüdür:
a) Fâilî gâye b) Fiilî gâye
a) Fâilî Gâye: Yani bir fiili gerçekleştiren kimsenin fiilinden umulan gaye ve hedef
b) Fiilî Gâye: Gerçekleşen fiilin bizzat kendisinde yatan gaye ve hedef
Biz insanların gerçekleştirdiği fiillerde, bu iki gayenin ikisi de söz konusudur Yani hem biz yaptığımız fiilden bir hedef umuyoruz O da (yukarıda değindiğimiz gibi) var olan eksiklerimizi gidermektir Hem de o fiilin kendisi abes değil ve gayesi vardır Fakat Allah-u Teala'da durum böyle değildir Yani Allah-u Teala'nın fiillerinden kendisine yönelik bir gaye çıkarmak doğru değildir Zira O zatı mukaddesin hiçbir noksanlığı söz konusu değildir Ama ikinci tür gayenin isnadı sakıncasızdır Yani Allah-u Teala'nın fiillerinin kendisi tabi ki bir hedef ve gaye taşımaktadır Dolayısıyla Kur'an ve Sünnette Allah-u Teala'nın insanoğlunu neden yarattığına dair yapılan açıklamalar, fiilin gayesine yöneliktir, fâilin değil Fâil açısından ise yaratılışın varlıktan başka bir manası yoktur Yani alemdeki varlıklar yaratana bir faydası olsun diye değil, kendileri için mümkün olan kemallere ulaşsınlar ve potansiyel olarak sahip oldukları kuvvet ve kabiliyetleri fiiliyata dönüştürsünler diye yaratılmışlardır Dolayısıyla yaratılışta faili değil, fiili hedef elbette vardır; nitekim Allah-u Teala bizzat Kur'an'da bunu değişik yerlerde değinmiştir
Örneğin bir âyette şöyle buyuruyor:
"Bizim sizi boşuna yaratığımızı ve bize bir daha dönmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mu'minun, 116)
Yine şöyle buyuruyor:
"Acaba insan (boşuna yaratılığını) ve başı boş bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet, 36)
Bu girişten sonra şimdi insanın yaratılışında yatan gaye ve hedefine olduğunu âyet ve hadislere dayanarak açıklamaya çalışalım:
Kur'an-ı Kerim muhtelif âyetlerde insanın yaratılışının gaye ve hedeflerine değinmektedir:
Örneğin bir âyette bunu şöyle açıklamaktadır:
"O Allah ki yedi kat göğü ve bir o kadar da yeri yarattı; Allah'ın emri onların arasına sürekli inmekte (Allah'ın tedbir ve tasarrufuyla yönetilmekteler) Ta ki şunu bilesiniz ki Allah hiç şüphesiz her şeye kadirdir ve Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır" (Talak, 12)
Bir diğer âyette ise şöyle buyurmaktadır:
"Biz insan ve cinni ancak bize kulluk ve ibadet etsinler diye yarattık" (Zâriyât, 56)
Bu iki ayetten çıkan sonuç şudur ki, insan itikad ve iman sahibi olsun ve bu itikad doğrultusunda iman ettiği Allah'a kulluk sunsun diye yaratılmıştır Anlaşılıyor ki insan takamül etme ve kendini yetiştirerek mümkün olan manevi makamlara ulaşsın diye yaratılmıştır Bu ise ancak sağlam bir iman ve Allah-u Teala'ya tam bir teslimiyet ve kulluk ile mümkündür
Başka bir ayette bu tekamül ve olgunlaşmanın her amel ve ibadetle değil, en sahih ve en güzeliyle gerçekleşebileceğini vurgulamakta ve şöyle buyurmaktadır:
"O ki, gökleri ve yeri yarattı ve O'nun kudret ve hakimiyet arşı suyun üzerindeydi (Bu yaratılış) bunun için gerçekleşti ki sizden hanginizin daha iyi amel edeceğini sınasın" (Hûd, 7)
Allah Resulü (saa) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:
"(Elinizden geldiği kadar) amel edin; zira herkese yaratılışındaki şey müyesser kılınmıştır"
Bu hadisin manası Ehlibeyt İmamlarından İmam Musa Kazım (as)'a sorulunca şöyle buyurdu: "Yüce Allah cinleri ve insanları kendisine ibadet ve itaat etsinler diye yaratmıştır; O'na isyan ve itaatsizlik etsinler diye değil Nitekim şöyle buyuruyor: "Biz insan ve cinni ancak bize kulluk ve ibadet etsinler diye yarattık" O'nları itaat etsinler diye yarattığı için, bu hedefe ulaşabilme yolunu da onlar için açmış (imkanlarını sağlamıştır) O halde gözlerini kapatıp, körlüğü hidayete tercih edenlere yazıklar olsun" (El-Mizan Tefsiri)
Görüldüğü gibi bu hadiste de insanların tekamül etme ve olgunlaşma için yaratıldığı ve bu hedefe ulaşmak için her türlü imkanın da kendisine sunulduğu vurgulanmaktadır
Akli olarak da olaya baktığımızda, akıl açısından yaratılış mümkün varlıklara yapılan bir lütuf ve feyizdir Yani yaratılması mümkün olan bir şeyi yaratmayı ondan esirgemez Zira o cimri değildir Böyle bir yaratılışın zati olarak güzeldir; onu gerçekleştirmek de Bu fiilin zatî güzelliğinden başka onda bir hedef arama gerek yoktur; zira bu feyiz, lütuf ve cömertliğin nişanesidir Allah-u Teala "vacib-i bizzat" olduğu gibi, her yönden "vacib"dir Bu yüzden bir şey var olma kabiliyetine sahip olursa, Allah-u Teala'nın ona vücut vermekten çekinmesi mümkün değil; zira O feyyaz-ı alel-ıtlaktır Kısacası var olma imkanı olan her şey kabiliyet sahibidir ve lisanı hal ile Allah'tan vücut ve kemal istiyorlar İşte yaratılış Allah-u Teala'nın eşyadaki bu imkana ve tabiî ve zatî talebe bir cevap ve onları kemale ulaştırma eylemidir Tabi O'nun hikmetli iradesi, insan ve cinlerin kendi irade ve istekleriyle serbestçe verilen tekamül imkanlarından yararlanması (ki bütün dini ve İlahî kurallar bunun içindir), ama diğer varlıkların ise cebri ve İlahi yönlendirmeyle mümkün olan kemallerine ulaşmaları yönünde tecelli etmiştir
Burada şöyle bir soru sorulabilir: Eğer gerçekten Allah-u Teala kulları kulluk ve ibadet için yaratmışsa, neden bazıları küfre saparak bu kulluk yolunu izlemekten kaçıyorlar? Bu İlahi iradenin hedefinden şaşması anlamına gelmez mi?
Bu sorunun cevabı şudur ki, bunu söyleyenler tekvinî irade ile teşriî iradeyi birbiri,ne karıştırmaktadırlar Zira Bu iradeden maksat, cebri ve zoraki değil, hür irade ve seçimle yapılacak ibadet ve kulluktur Birisi "Ben insanların ibadet etmeleri için bu camiyi yaptırdım" derse, bunun anlamı insanlara zorla ibadet ettirme değil, ibadet etmenin zeminini ve imkanını insanlar için oluşturmaktır Allah-u Teala da insanı ibadet ve kulluk için yaratmış bunun için de her türlü imkan ve zemini onlar için oluşturmuştur İçten akıl, duygu ve çeşitli güç ve kabiliyetlerle, dıştan ise gönderdiği Peygamberler, İlahi kılavuzlar, kitaplarlave dini emir ve nehiylerle Tabi bu konuda mu'min ve kafir için durum aynıdır ve farklı değildir; ancak birisi bu imkanlardan yararlanmış, diğeri ise yararlanmamıştır
Yine denilebilir ki: "Peki tekamül ve olgunlaşmanın hedefi nedir?"
Bunun cevabı da şudur ki tekamül gayelerin gayesidir (nihai hedeftir) Bunu bir misalle açıklamaya çalışlım Örneğin siz bir öğrenciye neden tahsil yaptığını sorarsanız, "Üniversiteye girmek için" diyebilir Peki üniversiteyi ne için istiyorsun, derseniz, şöyle diyebilir örneğin: Doktor veya mühendis olmak için Onu da sorarsanız, toplum için faydalı olmak ve bu yolla iyi bir gelir kazanmak der mesela Yine iyi geliri ne yapacaksın, sorusuna diyebilir ki müreffeh ve haysiyetli bir hayat yaşamak için Bilahare müreffeh ve haysiyetli hayatı ne yapacaksın diye sorarsan, oradaki cevap bir öncekinden farksızdır Yani onu onun için istiyorum O nihaî hedefimdir; gayelerin gayesidir der Manevi hayatta da durum aynıdır Peygamberlerin ve kitapların gelişinin hedefi tekamül (olgunlaşma) ve Allah'a yakınlaşma ve O'nun rızasını kazanmaktır Bunun hedefi nedir diye sorulursa cevabı açıktır; Allah'ın rızasını kazanmak ve olgunlaşmak; yani bu gayelerin gayesidir
Başka bir tabirle şöyle diyebiliriz: Biz her şeyi tekamül ve Allah'a yakınlık kazanmak için istiyoruz, bunları ise özü için istiyoruz Başka bir şey için değil Yani bu gayelerin gayesidir
Konuyu özetlersek , İnsan elbetde belirli Amaçlar ,gayeler edinecektir .Ama bu Amaçlar ve gayelerinde asıl nihai amaçları vardır..Ve bu en Nihai olan yani en son ulaşacağı noktaya giderken, değişik amaçları ,sadece geçici olarak araç olarak kullanacaktır.
örnek
Amacın ne ? "tahsil yapmak"
Neden? "Üniversiteye girmek için"
Üniversiteyi ne için istiyorsun? "Doktor veya mühendis olmak için "
Doktor veya mühendis olsan ne yapacaksın? "toplum için faydalı olmak ve bu yolla iyi bir gelir kazanmak"
İyi geliri ne yapacaksın? " müreffeh ve haysiyetli bir hayat yaşamak "
Müreffeh ve haysiyetli hayatı ne yapacaksın ?"onu onun için istiyorum O nihaî hedefimdir; gayelerin gayesidir" der
Manevi hayatta da durum aynıdır Peygamberlerin ve kitapların gelişinin hedefi tekamül (olgunlaşma) ve Allah'a yakınlaşma ve O'nun rızasını kazanmaktır Bunun hedefi nedir diye sorulursa cevabı açıktır; Allah'ın rızasını kazanmak ve olgunlaşmak; yani bu gayelerin gayesidir ,
Diğer âyetlerde ise, yüce ALLAH şöyle buyurmaktadır
"De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak aklı selim sahipleri öğüt alır." (Zümer, 39/9).
O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiştaneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmışsalkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)
Eveeeet şimdi ise özetin özetiyle konumuzu tamamlıyalım.
İnsan'ın ilk amacı ,oku ayetindeki gibi, okumak ögrenmek,sonra olgunlaşmak,sonra insanlığa faydalı olmak,sonra da ALLAH 'a yaklaşıp onun rızasına uygun hal ve işlerde bulunup, onun rızasına nail olabilmek ve onun dini'ni emirlerini,gerekirse malı'nı canı'nı vererek,bu dünya'ya hakim kılmak olmalıdır..
İşte esas nihai ,ulaşılması gereken son amaç aşağıdaki ayetde açıkca belirtiliyor.
"Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur".(Tevbe Suresi-111)
Saygılarla
Vedat Bağlan Sanatçı
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
"Kalp sonsuz bir duygu deryasıdır, müzik de onun aynasıdır." - Vedat Bağlan. Arabesk ve fantezi müziğin mutfağından, Adana’nın sokaklarından notalara uzanan bir ömür... Müslüm Gürses ile çocukluk yıllarından bugüne saklanan anılarım, bestelerim ve sinema yolculuğuma hoş geldiniz.
12 Şubat 2011 Cumartesi
8 Şubat 2011 Salı
Hz Lokman Hekim'in Oğluna NasihatLarı
Velî veyâ peygamberdir.
LOKMAN ALEYHİSSELÂM
Peygamber veya veli. Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir. Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; "Biz Lokman'a hikmet verdik. " buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı kerim'de Lokman sûresi 13. âyet-i kerimede meâlen; "Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür. " buyrulmaktadır.
Hz Lokman Hekim'in Oğluna NasihatLarı
“Yavrum!
• Allah’a ortak koşma. Çünkü Allah’a ortak koşmak, büyük bir zulümdür.” (Lokman sûresi, âyet: 13)
• “Yaptığın şey bir hardal tanesi ağırlığı kadar olsa, bir kayanın içinde veya göklerde ya da yerin içinde gizlenmiş bulunsa da, Allah mutlaka onu meydana çıkarır. Şüphesiz ki, Allah, her şeyin inceliğini, gizli tarafını bilir; her şeyden haberdardır.
• Namazını dosdoğru kıl.
• İyiliği emret, kötülüğe mâni ol.
• Başına gelene sabret. Çünkü bunlar üzerinde titizlikle durulması gereken şeylerdir.
• İnsanlardan ilgini kesme.
• Böbürlenerek yürüme. Allah, büyüklük taslayanları ve övünenleri sevmez. • Yürüyüşünde tabii ol.
• Sesini kıs. Bilesin ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” (Lokman sûresi, âyet: 16-19)
Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; "Doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle. " cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür. "
Lokman Hakim'in oğluna nasihatlarının bir kısmı şöyledir:
"Ey oğlum! Dünyâ derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Gemin takvâ, yükün imân, hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun."
"Ey oğlum! Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme. "
"Ey oğlum! Allahü teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahü teâlâyı zikretmeyenleri görürsen onlardan uzak dur. "
"Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun."
"Ey oğlum! Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma. "
"Ey oğlum! İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir. "
"Ey oğlum! Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makâmını kaybedersin."
"Ey oğlum! Kötü huydan, gönül dağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın. İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol. "
"Ey oğlum! Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmektensakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanâat et. "
"Ey oğlum! Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir."
"Ey oğlum! Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar. "
"Ey oğlum! Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır. "
"Ey oğlum! Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor. "
"Ey oğlum! Âlimler meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin kalbini aydınlatır."
"Ey oğlum! Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet) ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakin noksanlığından gelir. "
"Ey oğlum! Bir hatâ işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver. "
"Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin."
"Ey oğlum! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması. "
"Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur, diline hâkim olmayan pişmân olur. "
"Ey Oğlum! Dünyâ malından yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme."
"Ey oğlum! Sakin kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir."
Lokman Hakim'in oğlu: "Babacığım, insanda hangi haslet daha iyiydir?" diye sorunca; "Temiz, hâlis din. " buyurdu. Eğer iki haslet olursa? "Din ve mal", üç haslet olursa? "Din, mal ve hayâ. " buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. "Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk. " buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca; "Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik. " buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; "Ey oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır. " buyurdu. Oğlu: "Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?" dedi. "Allahü teâlâyı inkârdır" buyurdu. İki olursa dedi. "İnkâr ve kibirdir. " buyurdu. Üç olursa dedi. "İnkâr, kibir ve şükür azlığı. " buyurdu. Dört olursa dedi. "İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik. " buyurdu. Beş olursa diye sorunca; "İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk. " buyurdu. Altı olursa deyince; "Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü teâlâdan uzaktır. " buyurdu.
Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu" buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.
Lokman Hekim’in bu ve bunlara benzer dilden dile dolaşan hikmetli sözleri/vecizeleri, ahlâkî öğütleri ve tıbbi tavsiyeleri günümüzde hâlâ insanların önünü aydınlatmaktadır.
Lokman Hekim der ki:
• Yeryüzü halkı arasında âlim, maden içindeki altın gibidir.
• Sırrını gizleyen muradına erer.
• Tecrübenin çokluğu, aklı geliştirir ve olgunlaştırır.
• Fesatlık, malın çoğunu yok eder.
• Tembel, uykusu çok, Allah’tan uzaklaşmış ve fakirliğe mirasçı olan kimsedir.
• Evden evvel komşu, yoldan önce de arkadaş edin.
• Öfkenin evveli delilik, sonu pişmanlıktır.
• Edebî olmayan şahıs, ruhu olmayan ceset gibidir.
• Kişi hangi şeyi ziyade severse onu çok zikreder. • Tevazu şerefi artırır. • Amelsiz âlim yağmursuz bulut gibidir.
• Cömert olmayan zengin meyvasız ağaç gibidir.
• Sabırsız fakir, yağsız kandil gibidir.
• Hayasız kadın tuzsuz yemek gibidir.
• Beş huy bize ahmağın kim olduğunu bildirir:
1- Sebepsiz yere öfkelenen,
2- Faydasız söz söyleyen,
3- Herkese güvenen,
4- Lüzumsuz sorular soran,
5- Dostunu düşmanından ayıramaz olan.
Lokman Hekim’in hikmetlerinden de bir ikisini aktaralım. Anlatırlar ki:
• Lokman Hekim’e sormuşlar:
“- İnsanların en kötüsü hangisidir.”
Lokman Hekim: “-İnsanların kendisini görmesine aldırış etmeyerek, kötülük yapmaya devam edendir” diye cevap vermiş.
• Lokman Hekim’e: “- Hastaya ne yedirelim?” demişler. O da: “- Acı söz yedirmeyin de ne yedirirseniz yedirin...” cevabını vermiş.
Saygılarla
Vedat Bağlan Sanatçı
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
LOKMAN ALEYHİSSELÂM
Peygamber veya veli. Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir. Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; "Biz Lokman'a hikmet verdik. " buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı kerim'de Lokman sûresi 13. âyet-i kerimede meâlen; "Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür. " buyrulmaktadır.
Hz Lokman Hekim'in Oğluna NasihatLarı
“Yavrum!
• Allah’a ortak koşma. Çünkü Allah’a ortak koşmak, büyük bir zulümdür.” (Lokman sûresi, âyet: 13)
• “Yaptığın şey bir hardal tanesi ağırlığı kadar olsa, bir kayanın içinde veya göklerde ya da yerin içinde gizlenmiş bulunsa da, Allah mutlaka onu meydana çıkarır. Şüphesiz ki, Allah, her şeyin inceliğini, gizli tarafını bilir; her şeyden haberdardır.
• Namazını dosdoğru kıl.
• İyiliği emret, kötülüğe mâni ol.
• Başına gelene sabret. Çünkü bunlar üzerinde titizlikle durulması gereken şeylerdir.
• İnsanlardan ilgini kesme.
• Böbürlenerek yürüme. Allah, büyüklük taslayanları ve övünenleri sevmez. • Yürüyüşünde tabii ol.
• Sesini kıs. Bilesin ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” (Lokman sûresi, âyet: 16-19)
Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; "Doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle. " cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür. "
Lokman Hakim'in oğluna nasihatlarının bir kısmı şöyledir:
"Ey oğlum! Dünyâ derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Gemin takvâ, yükün imân, hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun."
"Ey oğlum! Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme. "
"Ey oğlum! Allahü teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahü teâlâyı zikretmeyenleri görürsen onlardan uzak dur. "
"Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun."
"Ey oğlum! Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma. "
"Ey oğlum! İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir. "
"Ey oğlum! Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makâmını kaybedersin."
"Ey oğlum! Kötü huydan, gönül dağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın. İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol. "
"Ey oğlum! Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmektensakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanâat et. "
"Ey oğlum! Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir."
"Ey oğlum! Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar. "
"Ey oğlum! Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır. "
"Ey oğlum! Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor. "
"Ey oğlum! Âlimler meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin kalbini aydınlatır."
"Ey oğlum! Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet) ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakin noksanlığından gelir. "
"Ey oğlum! Bir hatâ işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver. "
"Ey oğlum! Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin."
"Ey oğlum! Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması. "
"Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur, diline hâkim olmayan pişmân olur. "
"Ey Oğlum! Dünyâ malından yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme."
"Ey oğlum! Sakin kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir."
Lokman Hakim'in oğlu: "Babacığım, insanda hangi haslet daha iyiydir?" diye sorunca; "Temiz, hâlis din. " buyurdu. Eğer iki haslet olursa? "Din ve mal", üç haslet olursa? "Din, mal ve hayâ. " buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. "Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk. " buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca; "Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik. " buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; "Ey oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır. " buyurdu. Oğlu: "Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?" dedi. "Allahü teâlâyı inkârdır" buyurdu. İki olursa dedi. "İnkâr ve kibirdir. " buyurdu. Üç olursa dedi. "İnkâr, kibir ve şükür azlığı. " buyurdu. Dört olursa dedi. "İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik. " buyurdu. Beş olursa diye sorunca; "İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk. " buyurdu. Altı olursa deyince; "Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü teâlâdan uzaktır. " buyurdu.
Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu" buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.
Lokman Hekim’in bu ve bunlara benzer dilden dile dolaşan hikmetli sözleri/vecizeleri, ahlâkî öğütleri ve tıbbi tavsiyeleri günümüzde hâlâ insanların önünü aydınlatmaktadır.
Lokman Hekim der ki:
• Yeryüzü halkı arasında âlim, maden içindeki altın gibidir.
• Sırrını gizleyen muradına erer.
• Tecrübenin çokluğu, aklı geliştirir ve olgunlaştırır.
• Fesatlık, malın çoğunu yok eder.
• Tembel, uykusu çok, Allah’tan uzaklaşmış ve fakirliğe mirasçı olan kimsedir.
• Evden evvel komşu, yoldan önce de arkadaş edin.
• Öfkenin evveli delilik, sonu pişmanlıktır.
• Edebî olmayan şahıs, ruhu olmayan ceset gibidir.
• Kişi hangi şeyi ziyade severse onu çok zikreder. • Tevazu şerefi artırır. • Amelsiz âlim yağmursuz bulut gibidir.
• Cömert olmayan zengin meyvasız ağaç gibidir.
• Sabırsız fakir, yağsız kandil gibidir.
• Hayasız kadın tuzsuz yemek gibidir.
• Beş huy bize ahmağın kim olduğunu bildirir:
1- Sebepsiz yere öfkelenen,
2- Faydasız söz söyleyen,
3- Herkese güvenen,
4- Lüzumsuz sorular soran,
5- Dostunu düşmanından ayıramaz olan.
Lokman Hekim’in hikmetlerinden de bir ikisini aktaralım. Anlatırlar ki:
• Lokman Hekim’e sormuşlar:
“- İnsanların en kötüsü hangisidir.”
Lokman Hekim: “-İnsanların kendisini görmesine aldırış etmeyerek, kötülük yapmaya devam edendir” diye cevap vermiş.
• Lokman Hekim’e: “- Hastaya ne yedirelim?” demişler. O da: “- Acı söz yedirmeyin de ne yedirirseniz yedirin...” cevabını vermiş.
Saygılarla
Vedat Bağlan Sanatçı
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
7 Şubat 2011 Pazartesi
KIYÂMET ALAMETLERİ VE KABİR SUALLERİ
KIYÂMET ALAMETLERİ VE KABİR SUALLERİ
Son zamanlarda dünyadaki gelişmeler ,insanların aklına acaba kıyamet'mi yaklaşdı sorusunu getirdiği için ,kıyamet'in alametleri'ni ,küçük ve büyük olmak şartı ile aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.
Her ne kadar kıyamet'i kimse arzu etmesede , insan öldüğü an zaten onun kıyameti kopmuş sayılır.
Kıyam arapçada ayakda durmak dikilmek manasına gelir.
Kıyamet: Sözlük anlamı kalkmak, diriltmek, dikilmek, ayaklanmaktır. Kozmolojik anlamda dünya hayatının sonu, evrenin düzeninin bozulması. Yerin, göğün, yıldız ve gezegenlerin birbirine girmesi, dağların pamuk parçaları gibi dağılması.
(Eşrâtu's-Saa), âhir zamanda (zamanın sonları) ortaya çıkarak Kıyâmet'in yaklaştığını, kopmak üzere olduğunu gösteren belirtiler. Bu belirtiler genellikle Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğra) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir.
Kur'an, Kıyâmet'in zamanını Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceğini belirtir (el-A'raf, 7/187; Lokmun 31/34; el-Ahzab, 33/63). Buna karşılık yaklaştığını (el-Zümer, 54/1), yakın olduğunu (en-Nahl, 16/77), ansızın geleceğini (el-A'raf, 7/187) bildirir. Kıyâmet alametlerinin belirdiğini (Muhammed, 47/18) ifade etmekle birlikte bunlar hakkında bilgi vermez. Ancak, "Saat yaklaştı, ay yarıldı yarılacak" (el-Kamer, 54/1) âyetinin ikinci bölümünün "ay yarılacak" biçimde anlaşılması durumunda, bu olay Kur'an'da anılan tek Kıyâmet alameti olma özelliği kazanır.
Hadis külliyâtları ise Kıyâmet'ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva eder. İslâm bilginleri hadislerde dile getirilen alametleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan Kıyâmet öncesi donemde dini duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dini kurallara gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren Küçük Alametler'in başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
a) İnsanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
b) İnsanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
c) Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
d) Hicaz'da bir ateşin çıkarak Busra'da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
e) Fırat nehrinin sularının çekilerek, nehir yatağından altın çıkması (Müslim, Filen, 29-31).
f) İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
g) İslâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).
ı) Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
k) Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân'dan bir kişinin çıkarak, insanları asâsı ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23).
Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu'l-Gifarı (r.a)'den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize "Ne konuşuyorsunuz?" dedi. Biz de "Kıyâmet gününden konuşuyoruz" diye cevap verdik. Hazreti Peygamber" Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır" dedi ve "Deccâl'i, dumanı(duhan), Dâbbetü'l-arz'ı, güneşin batıdan doğmasını, İsa (a.s.)'ın yere inmesini, Ye'cûc ve Me'cuc'u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen'den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi" (Müslim, Fiten, 39).
Kıyâmetin bu on büyük alameti başka hadislerce ya da İslâm bilginlerince şu şekilde açıklanır:
1. Deccal'in ortaya çıkışı: Deccâl, kıyâmette zuhur edecek yalancı bir kişidir, İslâm Dini'ni ve müslümanları ifsad edip, kötülüğe ve bozgunculuğa sevketmek isteyecektir. Deccal'in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında "kâfir" yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine'ye ve Mekke'ye giremeyeceği, ortaya çıktıktan sonra yeryüzünde kırk gün kalacağı, bu süre içerisinde istidrac türünden bazı olağanüstü olaylar göstereceği, daha sonra da yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesiyle onun tarafından öldürüleceği sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârı, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
2. Duhan'ın çıkışı: Duman anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim, Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü'minler nezleye tutulmuş gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.
3. Dabbetü'l-arz'ın çıkışı: Kıyâmet'ten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. Kelime anlamı "yer hayvanı" demektir. Kur'an-ı Kerim'de "Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan (dâbbe) çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler" (en-Neml, 27/82) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber Dâbbetü'l-arz hakkında "Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (hayvanın) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir" (Müslim, Fiten, 118) buyurmuştur.
4) Güneşin Batıdan doğması: Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
5. Hazreti İsa (a.s)'ın inmesi: Ehl-i sünnet itikadına göre Kıyâmetin vukuundan önce Hazreti İsa yeryüzüne inecek, hristiyanları İslâm'a davet edecek, Deccâl'i öldürecek, Hazreti Peygamber (s.a.s)'in şerîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102; Müslim, İmân, 242-247).
6. Ye'cûc ve Me'cûc'ün çıkışı: Kıyâmetin vukuundan önce çıkarak "yeryüzünde bozgunculuk yapacak" (el-Kehf, 18/94) olan asılları ve soyları belirsiz iki insan topluluğudur (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn'in önlerine yaptığı seddin yıkılarak (el-Enbiya, 21/96) açılması ile yeryüzüne dağılacaklar insanlara saldıracak, kentleri yakıp-yıkarak harabe haline getireceklerdir. Bazı rivayetlerde bu seddin Çin seddi olduğu zikredilir (Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., IV, 3291, 3374; Buhârı, Enbiyâ, 7; Müslim, Fiten, 1,2).
7.8.9. Doğuda, Batıda, Arap Yarımadasında olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin meydana gelmesi de Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39).
10. Yemen'den çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).
Ebu Davud ve Tirmizi'nin Sünen'lerinde yeralan bazı hadislere göre Mehdî'nin çıkması da Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Sünen-i Tirmizî, IV, s.1-93: Sünen-i Ebu Davud, N. Şr. M.Abdul Hamid IV, 100, 106).
Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü'minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).
Özetlersek Kıyamet'in küçük alametleri'nin bir kısmı zuhur etmiş olarak gözüküyor.
Bu konu genel dünya gidişatı hakkında, dünya'nın kaderi ile alakalı konulardır.Esas mühim olan müslüman bir kişinin kendi kaderi ile olan konularla daha çok ilgilenip,yarın huzuru mahşerde ,bizzat yalnız kendi yaptıkları ile, sorgulanacağı'nı bilmesidir.Bu sorular ilk olarak, kabirde başlar .
Kur'an da Ashabı Kehf,Uyku,Ölüm,Kabir ve Kıyamet ile alakali ayetler,
22:7 - "Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir."
Bu ayet, uykunun aynı zamanda bir ölüm olduğunu ,canların (Ruhların) uykuda alındığını,eceli gelmeyenlerin Ruhlarını iade ederek yine uyandırıldıklarını bildirir.
39: 42 - "Allah, ölmekte olan canları (Ruhları) alır, ölmeyenleri de uykularında (alır); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır."
18:9 - "Yoksa, (ey Rasûlüm), uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashâbı, bizim mûcizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? (Kehf: Geniş mağaraya denir. Rakîm: uykuya dalanların köy adı ve köpeklerinin adıdır. Bir rivayette de uykuda kalanların adlarının yazılı bulunduğu kitabın ismidir)."
18:10 - Hatırla ki, o vakit, o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: “-Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizden bize bir başarı hazırla.”
18:11 - Bunun üzerine, nice seneler mağarada üzerlerine uyku bıraktık ve kendilerini (üç yüz dokuz yıl) uyuttuk.
18:12 - Sonra da iki guruptan (Ashâb-ı Kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.
18:13 - Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
18:17 - (Ey Rasûlüm, bir baksaydın) görürdün ki, güneş doğduğu zaman, mağaranın sağ tarafına yönelir (ışınları onlara zarar vermez); battığı zaman da, onları sol taraftan terkederdi, Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu, Allah’ın mûcizelerindendir. Allah’ın hidayet ettiği kimse, o, doğru yol üzeredir. Şaşırttığı kimse için de, asla doğru yolu gösterici bir yardımcı bulamazsın.
18:18 - Bir de onları, (gözleri açık olduğu için) uyanık kimseler sanırsın, halbuki onlar uykudalardır. Biz onları, (yanları incinmesin diye) sağa ve sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmaktaydı. Eğer onlara muttali olsaydın (yakından görseydin), (heybetlerinden ötürü) muhakkak kendilerinden (ürküp) döner kaçardın ve onlardan, içine korku dolardı.
18:19 - Onları bir mûcize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini (kudretimizle) uyandırdık da, içlerinden bir sözcü şöyle dedi: “- Ne kadar durup kaldınız?” (Cevaben): “- Bir gün yahud bir günün bir kısmı kadar eğleştik.” dediler. Bir kısmı da: “-Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz, birinizi, bu gümüş paranızla şehre (Tarsus’a) gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temizse ondan size bir rızık getirsin; hem çok kurnaz davransın da asla sizi hiç kimseye sezdirmesin” dediler.
18:20 - 'Onlar sizi, tanıyıp yakalarlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine döndürürler, hayat tarzlarını benimsetirler. O zaman bir daha ebediyyen iflâh olmazsınız, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezsiniz.' dedi.
18:21 - Böylece, insanları onların hallerine muttali kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyametin vukuunda hiç şüphe olmadığını bilsinler. Çünkü (daha önce, dirilmenin ruh ve cesedle veya yalnız ruhla olacağı hususunda) dinlerinin emrini aralarında tartışıyorlardı. (Allah, mağaradaki bu yiğitleri öldürünce, kâfirler) şöyle dediler: “- Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onların hallerini daha iyi bilir.” Sözlerinde üstün gelen müminler: “- Mutlaka yanlarında bir mescid edineceğiz.” dediler (ve mağaranın kapısı önünde namaz kılmak için bir mescid yaptılar).
18:22 - "(Ehl-i kitab, Hz. Peygamber Aleyhisselâmın huzurunda): “- Yiğitlerin sayısı üçtür, dördüncüleri de köpekleridir.” diyecekler; “-Sayıları beştir, altıncıları da köpekleridir.” diyecekler ve gayb için zanda bulunacaklar. (Müminler de): “-bunlar yedi kimsedir, sekizincileri köpekleridir.” diyecekler. Ey Rasûlüm, sen, onlara de ki “-Rabbim, bunların sayısını daha iyi bilendir; kendilerini ancak pek az kimseler bilir. Artık bunlar hakkında zahiri bir münakaşadan başka bir münakaşa yapma (işi derinleştirmeden Kur’ân’da vahyolunanla iktifa et) ve bunlara dair ehl-i kitabdan kimseye bir şey sorma.”
18:25/26 - Onlar, mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz yıl daha kattılar.De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
Yukarıdaki KEHF Sûresi değişik ayetlerinde "Ashabı Kehf'in" mağarada üçyüz dokuz sene uyuduklarını ve ardından, Allah tarafından uyandırılarak uyudukları bu sure içerisinde geçen zamanı, muhalif iki grupdan hangisinin hesaplayarak bileceğini ve uykuda ğeçen zamanın aynı bir ölüm olduğunu ve geçen zamanın uyuyan kişiler tarafından uzun olarak görülmeyerek, akşam yatıp sabah kalktıkları gibi bir gün kadar hissettiklerini ve öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyametin vukuunda hiç şüphe olmadığını da ayrıca bildirir.
20:102/104 - “O gün Sur’a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. ‘Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız‘ der.”
30: 55/56 - "Kıyamet günü suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: `Andolsun siz, Allah'ın yazısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu dirilme günüdür, fakat siz bilmiyordunuz!"
Yukarıdaki ayetler (20:102/104 -- 30: 55/56 ) Kabir'de zamanın nasıl geçtiğini bilinmediğini, binlerce sene kabirde yatan kişilerin, "burda on gün, bir gün, bir saat kaldık" demesini anlatır.
23: 99/100 - "Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: `Rabb'im' der, beni geri döndürünüz ki, terk ettiğim dünyada salih iş yapayım' Hayır, bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır."
35:22 - "Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin."
50:42 - "O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür."
54:7/8 -"Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.Boyunlarını çağırana doğru uzatmış koşarlarken kafirler: `Bu çetin bir gündür!' derler."
70:43 - "O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar."
37: 20 - "Vah bize, bu ceza günüdür!' dediler"
80:21 - "Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu."
82:4/5 - “Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne geri bıraktığını bilir.”
100:9 - "Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak."
36:51/52 - “Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. Dediler; Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş.”
40: 51 - "Elbette biz, elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem şahitlerin duracakları günde yardım ederiz."
14: 27 - "Allah inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar."
40: 45/47 - "Allah o (mü'mi)ni (onların) kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en kötüsü kuşattı: Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet koptuğu gün `Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!' (denilir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: `Biz size uymuştuk; şimdi siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?"
Bu ayet Dünya'da firavun gibi diktatör hükümdarların her yaptığı icraatı beğenerek hertürlü destekleyerek, onlara Oy verenlerin'de aynen peşinden gittikleri uydukları firavunların atıldığı ateşe atılacağını açıkca anlatır.
46: 20 - "Ateşe sunuldukları gün kafirlere: 'dünya hayatında bütün güzel şeyleri zayi ettiniz; (bu dünyada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve fıska düşmenizden dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız."
Rasulullah (s.a.v) Kabir hakkında şöyle buyurmuştur.
"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur."(TİRMİZİ)
Kabir sualleri
Sual: Kabirde ne sorulacak, cevapları nedir?
CEVAP
Kabir sualine cevap olmak üzere şunları öğrenmelidir:
Rabbin kim?
CEVAP
Allahü teâlâ.
Dinin nedir?
CEVAP
İslâm dini.
Hangi Peygamberin ümmetindensin?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın.
Kitabın nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerim.
Kıblen neresidir?
CEVAP
Kâbe-i muazzama.
İtikadda mezhebin nedir?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel cemaat.
Amelde mezhebin nedir?
CEVAP
4 mezhepten hangisi ise, mesela Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli’den biri söylenir.
Ayrıca aşağıdaki esasları da bilmek lazımdır:
Kimin zürriyetindensin?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın.
Kimin milletindensin?
CEVAP
İbrahim aleyhisselamın.
İman nedir? Amentü’nün esasları nelerdir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasaklara inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir.
İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve beğenmektir.
Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]
İslam’ın şartları nelerdir?
CEVAP
Şunlardır:
1- Kelime-i şehadet getirmek
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü demek. Manası şudur:
(Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.)
Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.
2- Namaz kılmak
3- Zekât vermek
4- Oruç tutmak
5- Hac etmek
Allahü teâlânın sıfatları nelerdir?
CEVAP
Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si altıdır:
1- Vücûd
2- Kıdem
3- Bekâ
4- Vahdaniyyet
5- Muhalefetün-lilhavadis
6- Kıyâm bi-nefsihi
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir:
1- Hayat
2- İlm
3- Sem’
4- Basar
5- İrade
6- Kudret
7- Kelam
8- Tekvîn
Bu suallerden en önemlisi Rabbin kim ? sorusudur.
Zira insan bu dünyada kimi çok sevip kimin sözünden çıkmayıp peşinden gitmişse ,otomatikmen rabbim felan diyecektir.
Çünkü Rab sıfatı eğitici, terbiye edici,sözü dinlenen anlamındadır.
Allah’ın Sıfatı Olarak Rab:
Görüldüğü gibi Rab olmak Allah’ın sıfatlarından biridir. İlâhlığının bir gereğidir. Rab ismi geniş anlamlı bir sıfattır. Allah’ın yaratıcılığını evrene sahip ve hâkim oluşunu insana ait her şeyi yaratıp şekil verdiğini evrende olan her şeye yüce kudretiyle tasarruf ettiğini insanlar hakkında hükümler/yasalar koyduğunu ve bu hükümlere itaat etmenin gerekliliğini mutlak anlamda itaatın ancak Allah’a yapılması gerektiğini ıslah edenin şekil verenin her şeyi elinde tutanın yalnızca Allah olduğunu ifade eder. [1]
Kur’an-ı Kerim besmeleden sonra ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a aittir’ cümlesiyle başlamaktadır. Bu giriş oldukça ilginçtir. Vahy kitabı olan Kur’an söze Allah’a ait en önemli özelliği vurguluyarak insanlara bu önemli gerçeği hatırlatarak başlıyor. Her türlü övgü her türlü saygı ve itaat ifadesi her türlü şükran duygusu ve bağlılık; bütün âlemlerin âlem diye nitelediğimiz bütün varlıkların asıl sahibi maliki yöneteni bakıp gözeteni koruyup ihtiyaçlarını gidereni onlara dilediği gibi yön veren yüce güç sahibi Allah’a aittir. Kur’an O’nun sözüdür ve O bu vahyi ile yaratıp şekil verdiği insanları müjdeliyor korkutuyor ve onlara doğru yola davet ediyor. Çünkü O âlemlerin Rabbi Allah’tır. Insanlardan bazıları Allah’a inandıkları halde O’nun Rab’liğini ve ilâhlığını anlamamışlardır. O’na ilâhlıkta ve Rablikte ortak (şirk) koşarak müşrik olmuşlardır.
Rabbimiz Kur’an’da en çok böylesine sapmış kimselere hitap ediyor. Tevbe Suresi 31. âyetteki ifade çok anlamlıdır. Bazıları din adamları haline getirdikleri papazlarını hahamlarını ve hatta Hz. Isa’yı Rabb sandılar. Olayı dinleyen Adiy b. Hatem Peygambere diyor ki Ya Rasûlallah ben onları bilirim onlar din adamlarına (veya önderlerine) ibadet etmiyorlardı. Öyleyse bu ‘rabb’ edinmenin anlamı nedir? Peygamber soruyor:
“-Onların liderleri onlara bir şeyi haram veya helâl yaptıkları zaman insanlar onu kabul ediyorlar mıydı? Adiy b. Hatim’in cevabı evet olunca; “-Işte bu davranış onları ‘rabb’ edinmektir” karşılığını alacaktı.[2]
Evet Allah’a ait Rabb’lik başkalarına verilirse bu Allah’ın hakkına tecavüzdür. O’nun Rabbliği bütün evrende kendini duyurmaktadır. Evreni en güzel şekilde terbiye edip (düzenleyip) ona tasarrufta bulunmaya (yöneltmeye) devam eden Allah (cc) insana ait hayatın ve kulluğun da kurallarını koymuştur. Yani insana şekil verip yaşamasını sağlayan Allah Rabb olarak da insanın sahibi ve malikidir. Öyleyse insana düşen kendisinin sahibi ve maliki olan Allah’a Rabb olarak teslim olmak ve yalnızca O’na kulluk yapmaktır. “De ki: Insanların Rabbine sığınırım. Insanların malikine insanların ilâhına da; sinsice kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran vesvesecinin şerrinden….” (Nâs: 114/1-4)
Netice olarak bir insan bu dünya'da ,kimi daha çok sever,dinler, ve hafızasına o sevdiği,dinlediği kişiler'in telkini'ni yerleştirir ise,(bu bir siyasi lider olabilir,sanatçı şarkısı eseri olabilir, vesaire)artık o kişi'nin bu dünyada'ki rabbi o dur.
Bir örnek vereyim,
Türkiye'de medya adeta Ak parti seçim bürosu gibi 24 saat Ak parti propagandası yapmaktadır.
Gece gündüz sesli ve görüntülü medya'da bir siyasi lider'in devamlı beyin yıkama ve tesirli konuşma metotu ile "amerikadaki demokrasi'yi getirdik" demesini dinleyip,onu hafısazına iyce yerleştirip ,kendi kendine bak başbakan amerika'daki demokrasi'yi getirdi derseniz,
Kabir suallerinde en önemli soruları diliniz otomatikmen şu cevapları vericektir.
Rabbin kim ? sorusuna,
Amerika,
Dinin nedir? sorusuna
demokrasi,
Peygamber'in kim? sorusuna da
başbakan dersiniz.
E tabi mezheb'in nedir? sorusuna da otomatikmen facebook veya twitter diyceksiniz.:)
Bu en son facebook ve twitter kısmı'nı tabiki vazgeçilmez bir alışkanlık olduğu için espiri olarak vurguladım.
Benim bir sözüm vardır,
"Alışmak:İnsanoğlu neye alışırsa ,alıştığı şey'in kulu kölesi olur."
Bu içki olabilir,siğara uyuşturucu olabilir,aşırı zevk düşkünlüğü olabilir ,hergün yapmaz ise rahatsız olacağı şeyler,
İnternet'e giriş ,facebook sayfasına veya twitter'e giriş,devamlı severek dinlediği bir sanatçıyı dinleme olabilir. Devamlı ekranda güzel hitabetiyle insanı adeta büyüleyen, bir başbakan olabilir,:) vesaire vesaire..
Geçenlerde aklıma bir şey geldi,kendi kendime gülüyordum.
Dedimki, şimdi herhangi bir tv kanalından bana canlı yayında sohbet ,teklif'i gelse,onlara şunu söylerdim,
bakın devlet hakkında sorucaklarınıza cevap ücretim size 0 TL olur.
Herhangi bir parti hakkında soru soracaklarınıza cevap ücretim 0 TL olur,
başbakan hakkında sorucaklarınıza cevap ücretim ise 100 000 TL olur :)))))))))))
Neden başbakan hakkındaki sorulara 100 000 TL istiyorsunuz diye sorarlarsada,
"EEEE nasıl olsa bana hakkımda konuştu diye, en azından bi kaç milyarlık dava açar ,bende bu masrafları peşinen sizden, tedbir olarak tahsil ediyorum işte"derim.:)))))))))
Gerçi bu işin şakası ,başbakan bana dava mava açmaz .O kadar'da nankör biri değildir.Birlikde istanbul belediye seçimlerin'de ,dağ ,taş,yağmur çamur demeden omuz omuza çalıştığımızı ve onu buralara kadar taşıdığımızı unutmaz..( o yüzden sağolsun 24 saat arayıp hal hatır soruyor adam):)))) öööyle vefalı biri yani..yaw yok ne araması defalarca ,bu millet'in hayrı'na kanunlar çıkarsın diye yazdım, ve beni ara dedim ,ne arayan vaaaaar nede soran...(eeeee arkadaş değiştim dedi ya)
Bu vesile ile ,bu yazımızında hayırlara vesile olmasını,kimi en çok sevip dinlememiz,ve nasıl bir günlük hayata kendimizi alıştırmamız gerektiğini,bunun hayatımızda ne kadar önemli olduğunu bilmemiz gerektiğini ,tüm alışkanlıklarımızı gözden geçirip,esas neye alışmamız gerektiğini bilerek,hayatımızı o şekilde sürdürmemizin faydalı olacağını bilmemiz gerektiğini, bir kez daha vurgulayıp ,bir sonraki yazı dizimizde görüşmek dileğiyle,
Saygılarla
Hacı Gazi Mücahid
Gerçek Allah Dostu
Vedat Bağlan
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
Son zamanlarda dünyadaki gelişmeler ,insanların aklına acaba kıyamet'mi yaklaşdı sorusunu getirdiği için ,kıyamet'in alametleri'ni ,küçük ve büyük olmak şartı ile aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.
Her ne kadar kıyamet'i kimse arzu etmesede , insan öldüğü an zaten onun kıyameti kopmuş sayılır.
Kıyam arapçada ayakda durmak dikilmek manasına gelir.
Kıyamet: Sözlük anlamı kalkmak, diriltmek, dikilmek, ayaklanmaktır. Kozmolojik anlamda dünya hayatının sonu, evrenin düzeninin bozulması. Yerin, göğün, yıldız ve gezegenlerin birbirine girmesi, dağların pamuk parçaları gibi dağılması.
(Eşrâtu's-Saa), âhir zamanda (zamanın sonları) ortaya çıkarak Kıyâmet'in yaklaştığını, kopmak üzere olduğunu gösteren belirtiler. Bu belirtiler genellikle Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğra) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir.
Kur'an, Kıyâmet'in zamanını Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceğini belirtir (el-A'raf, 7/187; Lokmun 31/34; el-Ahzab, 33/63). Buna karşılık yaklaştığını (el-Zümer, 54/1), yakın olduğunu (en-Nahl, 16/77), ansızın geleceğini (el-A'raf, 7/187) bildirir. Kıyâmet alametlerinin belirdiğini (Muhammed, 47/18) ifade etmekle birlikte bunlar hakkında bilgi vermez. Ancak, "Saat yaklaştı, ay yarıldı yarılacak" (el-Kamer, 54/1) âyetinin ikinci bölümünün "ay yarılacak" biçimde anlaşılması durumunda, bu olay Kur'an'da anılan tek Kıyâmet alameti olma özelliği kazanır.
Hadis külliyâtları ise Kıyâmet'ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva eder. İslâm bilginleri hadislerde dile getirilen alametleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan Kıyâmet öncesi donemde dini duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dini kurallara gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren Küçük Alametler'in başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
a) İnsanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
b) İnsanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
c) Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
d) Hicaz'da bir ateşin çıkarak Busra'da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
e) Fırat nehrinin sularının çekilerek, nehir yatağından altın çıkması (Müslim, Filen, 29-31).
f) İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
g) İslâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).
ı) Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
k) Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân'dan bir kişinin çıkarak, insanları asâsı ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23).
Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu'l-Gifarı (r.a)'den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize "Ne konuşuyorsunuz?" dedi. Biz de "Kıyâmet gününden konuşuyoruz" diye cevap verdik. Hazreti Peygamber" Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır" dedi ve "Deccâl'i, dumanı(duhan), Dâbbetü'l-arz'ı, güneşin batıdan doğmasını, İsa (a.s.)'ın yere inmesini, Ye'cûc ve Me'cuc'u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen'den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi" (Müslim, Fiten, 39).
Kıyâmetin bu on büyük alameti başka hadislerce ya da İslâm bilginlerince şu şekilde açıklanır:
1. Deccal'in ortaya çıkışı: Deccâl, kıyâmette zuhur edecek yalancı bir kişidir, İslâm Dini'ni ve müslümanları ifsad edip, kötülüğe ve bozgunculuğa sevketmek isteyecektir. Deccal'in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında "kâfir" yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine'ye ve Mekke'ye giremeyeceği, ortaya çıktıktan sonra yeryüzünde kırk gün kalacağı, bu süre içerisinde istidrac türünden bazı olağanüstü olaylar göstereceği, daha sonra da yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesiyle onun tarafından öldürüleceği sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârı, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
2. Duhan'ın çıkışı: Duman anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim, Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü'minler nezleye tutulmuş gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.
3. Dabbetü'l-arz'ın çıkışı: Kıyâmet'ten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. Kelime anlamı "yer hayvanı" demektir. Kur'an-ı Kerim'de "Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan (dâbbe) çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler" (en-Neml, 27/82) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber Dâbbetü'l-arz hakkında "Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (hayvanın) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir" (Müslim, Fiten, 118) buyurmuştur.
4) Güneşin Batıdan doğması: Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
5. Hazreti İsa (a.s)'ın inmesi: Ehl-i sünnet itikadına göre Kıyâmetin vukuundan önce Hazreti İsa yeryüzüne inecek, hristiyanları İslâm'a davet edecek, Deccâl'i öldürecek, Hazreti Peygamber (s.a.s)'in şerîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102; Müslim, İmân, 242-247).
6. Ye'cûc ve Me'cûc'ün çıkışı: Kıyâmetin vukuundan önce çıkarak "yeryüzünde bozgunculuk yapacak" (el-Kehf, 18/94) olan asılları ve soyları belirsiz iki insan topluluğudur (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn'in önlerine yaptığı seddin yıkılarak (el-Enbiya, 21/96) açılması ile yeryüzüne dağılacaklar insanlara saldıracak, kentleri yakıp-yıkarak harabe haline getireceklerdir. Bazı rivayetlerde bu seddin Çin seddi olduğu zikredilir (Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., IV, 3291, 3374; Buhârı, Enbiyâ, 7; Müslim, Fiten, 1,2).
7.8.9. Doğuda, Batıda, Arap Yarımadasında olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin meydana gelmesi de Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39).
10. Yemen'den çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).
Ebu Davud ve Tirmizi'nin Sünen'lerinde yeralan bazı hadislere göre Mehdî'nin çıkması da Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Sünen-i Tirmizî, IV, s.1-93: Sünen-i Ebu Davud, N. Şr. M.Abdul Hamid IV, 100, 106).
Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü'minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).
Özetlersek Kıyamet'in küçük alametleri'nin bir kısmı zuhur etmiş olarak gözüküyor.
Bu konu genel dünya gidişatı hakkında, dünya'nın kaderi ile alakalı konulardır.Esas mühim olan müslüman bir kişinin kendi kaderi ile olan konularla daha çok ilgilenip,yarın huzuru mahşerde ,bizzat yalnız kendi yaptıkları ile, sorgulanacağı'nı bilmesidir.Bu sorular ilk olarak, kabirde başlar .
Kur'an da Ashabı Kehf,Uyku,Ölüm,Kabir ve Kıyamet ile alakali ayetler,
22:7 - "Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir."
Bu ayet, uykunun aynı zamanda bir ölüm olduğunu ,canların (Ruhların) uykuda alındığını,eceli gelmeyenlerin Ruhlarını iade ederek yine uyandırıldıklarını bildirir.
39: 42 - "Allah, ölmekte olan canları (Ruhları) alır, ölmeyenleri de uykularında (alır); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır."
18:9 - "Yoksa, (ey Rasûlüm), uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashâbı, bizim mûcizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? (Kehf: Geniş mağaraya denir. Rakîm: uykuya dalanların köy adı ve köpeklerinin adıdır. Bir rivayette de uykuda kalanların adlarının yazılı bulunduğu kitabın ismidir)."
18:10 - Hatırla ki, o vakit, o genç yiğitler mağaraya sığındılar da şöyle dediler: “-Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ihsan buyur ve işimizden bize bir başarı hazırla.”
18:11 - Bunun üzerine, nice seneler mağarada üzerlerine uyku bıraktık ve kendilerini (üç yüz dokuz yıl) uyuttuk.
18:12 - Sonra da iki guruptan (Ashâb-ı Kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.
18:13 - Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
18:17 - (Ey Rasûlüm, bir baksaydın) görürdün ki, güneş doğduğu zaman, mağaranın sağ tarafına yönelir (ışınları onlara zarar vermez); battığı zaman da, onları sol taraftan terkederdi, Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu, Allah’ın mûcizelerindendir. Allah’ın hidayet ettiği kimse, o, doğru yol üzeredir. Şaşırttığı kimse için de, asla doğru yolu gösterici bir yardımcı bulamazsın.
18:18 - Bir de onları, (gözleri açık olduğu için) uyanık kimseler sanırsın, halbuki onlar uykudalardır. Biz onları, (yanları incinmesin diye) sağa ve sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmaktaydı. Eğer onlara muttali olsaydın (yakından görseydin), (heybetlerinden ötürü) muhakkak kendilerinden (ürküp) döner kaçardın ve onlardan, içine korku dolardı.
18:19 - Onları bir mûcize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini (kudretimizle) uyandırdık da, içlerinden bir sözcü şöyle dedi: “- Ne kadar durup kaldınız?” (Cevaben): “- Bir gün yahud bir günün bir kısmı kadar eğleştik.” dediler. Bir kısmı da: “-Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz, birinizi, bu gümüş paranızla şehre (Tarsus’a) gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temizse ondan size bir rızık getirsin; hem çok kurnaz davransın da asla sizi hiç kimseye sezdirmesin” dediler.
18:20 - 'Onlar sizi, tanıyıp yakalarlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine döndürürler, hayat tarzlarını benimsetirler. O zaman bir daha ebediyyen iflâh olmazsınız, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezsiniz.' dedi.
18:21 - Böylece, insanları onların hallerine muttali kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyametin vukuunda hiç şüphe olmadığını bilsinler. Çünkü (daha önce, dirilmenin ruh ve cesedle veya yalnız ruhla olacağı hususunda) dinlerinin emrini aralarında tartışıyorlardı. (Allah, mağaradaki bu yiğitleri öldürünce, kâfirler) şöyle dediler: “- Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onların hallerini daha iyi bilir.” Sözlerinde üstün gelen müminler: “- Mutlaka yanlarında bir mescid edineceğiz.” dediler (ve mağaranın kapısı önünde namaz kılmak için bir mescid yaptılar).
18:22 - "(Ehl-i kitab, Hz. Peygamber Aleyhisselâmın huzurunda): “- Yiğitlerin sayısı üçtür, dördüncüleri de köpekleridir.” diyecekler; “-Sayıları beştir, altıncıları da köpekleridir.” diyecekler ve gayb için zanda bulunacaklar. (Müminler de): “-bunlar yedi kimsedir, sekizincileri köpekleridir.” diyecekler. Ey Rasûlüm, sen, onlara de ki “-Rabbim, bunların sayısını daha iyi bilendir; kendilerini ancak pek az kimseler bilir. Artık bunlar hakkında zahiri bir münakaşadan başka bir münakaşa yapma (işi derinleştirmeden Kur’ân’da vahyolunanla iktifa et) ve bunlara dair ehl-i kitabdan kimseye bir şey sorma.”
18:25/26 - Onlar, mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz yıl daha kattılar.De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
Yukarıdaki KEHF Sûresi değişik ayetlerinde "Ashabı Kehf'in" mağarada üçyüz dokuz sene uyuduklarını ve ardından, Allah tarafından uyandırılarak uyudukları bu sure içerisinde geçen zamanı, muhalif iki grupdan hangisinin hesaplayarak bileceğini ve uykuda ğeçen zamanın aynı bir ölüm olduğunu ve geçen zamanın uyuyan kişiler tarafından uzun olarak görülmeyerek, akşam yatıp sabah kalktıkları gibi bir gün kadar hissettiklerini ve öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyametin vukuunda hiç şüphe olmadığını da ayrıca bildirir.
20:102/104 - “O gün Sur’a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. ‘Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız‘ der.”
30: 55/56 - "Kıyamet günü suçlular, bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: `Andolsun siz, Allah'ın yazısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu dirilme günüdür, fakat siz bilmiyordunuz!"
Yukarıdaki ayetler (20:102/104 -- 30: 55/56 ) Kabir'de zamanın nasıl geçtiğini bilinmediğini, binlerce sene kabirde yatan kişilerin, "burda on gün, bir gün, bir saat kaldık" demesini anlatır.
23: 99/100 - "Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: `Rabb'im' der, beni geri döndürünüz ki, terk ettiğim dünyada salih iş yapayım' Hayır, bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır."
35:22 - "Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin."
50:42 - "O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bugün, kabirlerden çıkış günüdür."
54:7/8 -"Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.Boyunlarını çağırana doğru uzatmış koşarlarken kafirler: `Bu çetin bir gündür!' derler."
70:43 - "O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar."
37: 20 - "Vah bize, bu ceza günüdür!' dediler"
80:21 - "Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu."
82:4/5 - “Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne geri bıraktığını bilir.”
100:9 - "Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak."
36:51/52 - “Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. Dediler; Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş.”
40: 51 - "Elbette biz, elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem şahitlerin duracakları günde yardım ederiz."
14: 27 - "Allah inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah, zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar."
40: 45/47 - "Allah o (mü'mi)ni (onların) kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en kötüsü kuşattı: Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet koptuğu gün `Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!' (denilir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara dediler ki: `Biz size uymuştuk; şimdi siz şu ateşin ufak bir parçasını bizden savabilir misiniz?"
Bu ayet Dünya'da firavun gibi diktatör hükümdarların her yaptığı icraatı beğenerek hertürlü destekleyerek, onlara Oy verenlerin'de aynen peşinden gittikleri uydukları firavunların atıldığı ateşe atılacağını açıkca anlatır.
46: 20 - "Ateşe sunuldukları gün kafirlere: 'dünya hayatında bütün güzel şeyleri zayi ettiniz; (bu dünyada) bunlarla sefa sürüp bunları tükettiniz. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve fıska düşmenizden dolayı bugün, alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız."
Rasulullah (s.a.v) Kabir hakkında şöyle buyurmuştur.
"Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur."(TİRMİZİ)
Kabir sualleri
Sual: Kabirde ne sorulacak, cevapları nedir?
CEVAP
Kabir sualine cevap olmak üzere şunları öğrenmelidir:
Rabbin kim?
CEVAP
Allahü teâlâ.
Dinin nedir?
CEVAP
İslâm dini.
Hangi Peygamberin ümmetindensin?
CEVAP
Muhammed aleyhisselamın.
Kitabın nedir?
CEVAP
Kur'an-ı kerim.
Kıblen neresidir?
CEVAP
Kâbe-i muazzama.
İtikadda mezhebin nedir?
CEVAP
Ehl-i sünnet vel cemaat.
Amelde mezhebin nedir?
CEVAP
4 mezhepten hangisi ise, mesela Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli’den biri söylenir.
Ayrıca aşağıdaki esasları da bilmek lazımdır:
Kimin zürriyetindensin?
CEVAP
Âdem aleyhisselamın.
Kimin milletindensin?
CEVAP
İbrahim aleyhisselamın.
İman nedir? Amentü’nün esasları nelerdir?
CEVAP
İman, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasaklara inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir.
İman, Amentü’de bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve beğenmektir.
Amentü şöyledir:
Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü.
[Yani, Allah’a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah’ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]
İslam’ın şartları nelerdir?
CEVAP
Şunlardır:
1- Kelime-i şehadet getirmek
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü demek. Manası şudur:
(Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.)
Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.
2- Namaz kılmak
3- Zekât vermek
4- Oruç tutmak
5- Hac etmek
Allahü teâlânın sıfatları nelerdir?
CEVAP
Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si altıdır:
1- Vücûd
2- Kıdem
3- Bekâ
4- Vahdaniyyet
5- Muhalefetün-lilhavadis
6- Kıyâm bi-nefsihi
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye’si sekizdir:
1- Hayat
2- İlm
3- Sem’
4- Basar
5- İrade
6- Kudret
7- Kelam
8- Tekvîn
Bu suallerden en önemlisi Rabbin kim ? sorusudur.
Zira insan bu dünyada kimi çok sevip kimin sözünden çıkmayıp peşinden gitmişse ,otomatikmen rabbim felan diyecektir.
Çünkü Rab sıfatı eğitici, terbiye edici,sözü dinlenen anlamındadır.
Allah’ın Sıfatı Olarak Rab:
Görüldüğü gibi Rab olmak Allah’ın sıfatlarından biridir. İlâhlığının bir gereğidir. Rab ismi geniş anlamlı bir sıfattır. Allah’ın yaratıcılığını evrene sahip ve hâkim oluşunu insana ait her şeyi yaratıp şekil verdiğini evrende olan her şeye yüce kudretiyle tasarruf ettiğini insanlar hakkında hükümler/yasalar koyduğunu ve bu hükümlere itaat etmenin gerekliliğini mutlak anlamda itaatın ancak Allah’a yapılması gerektiğini ıslah edenin şekil verenin her şeyi elinde tutanın yalnızca Allah olduğunu ifade eder. [1]
Kur’an-ı Kerim besmeleden sonra ‘Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a aittir’ cümlesiyle başlamaktadır. Bu giriş oldukça ilginçtir. Vahy kitabı olan Kur’an söze Allah’a ait en önemli özelliği vurguluyarak insanlara bu önemli gerçeği hatırlatarak başlıyor. Her türlü övgü her türlü saygı ve itaat ifadesi her türlü şükran duygusu ve bağlılık; bütün âlemlerin âlem diye nitelediğimiz bütün varlıkların asıl sahibi maliki yöneteni bakıp gözeteni koruyup ihtiyaçlarını gidereni onlara dilediği gibi yön veren yüce güç sahibi Allah’a aittir. Kur’an O’nun sözüdür ve O bu vahyi ile yaratıp şekil verdiği insanları müjdeliyor korkutuyor ve onlara doğru yola davet ediyor. Çünkü O âlemlerin Rabbi Allah’tır. Insanlardan bazıları Allah’a inandıkları halde O’nun Rab’liğini ve ilâhlığını anlamamışlardır. O’na ilâhlıkta ve Rablikte ortak (şirk) koşarak müşrik olmuşlardır.
Rabbimiz Kur’an’da en çok böylesine sapmış kimselere hitap ediyor. Tevbe Suresi 31. âyetteki ifade çok anlamlıdır. Bazıları din adamları haline getirdikleri papazlarını hahamlarını ve hatta Hz. Isa’yı Rabb sandılar. Olayı dinleyen Adiy b. Hatem Peygambere diyor ki Ya Rasûlallah ben onları bilirim onlar din adamlarına (veya önderlerine) ibadet etmiyorlardı. Öyleyse bu ‘rabb’ edinmenin anlamı nedir? Peygamber soruyor:
“-Onların liderleri onlara bir şeyi haram veya helâl yaptıkları zaman insanlar onu kabul ediyorlar mıydı? Adiy b. Hatim’in cevabı evet olunca; “-Işte bu davranış onları ‘rabb’ edinmektir” karşılığını alacaktı.[2]
Evet Allah’a ait Rabb’lik başkalarına verilirse bu Allah’ın hakkına tecavüzdür. O’nun Rabbliği bütün evrende kendini duyurmaktadır. Evreni en güzel şekilde terbiye edip (düzenleyip) ona tasarrufta bulunmaya (yöneltmeye) devam eden Allah (cc) insana ait hayatın ve kulluğun da kurallarını koymuştur. Yani insana şekil verip yaşamasını sağlayan Allah Rabb olarak da insanın sahibi ve malikidir. Öyleyse insana düşen kendisinin sahibi ve maliki olan Allah’a Rabb olarak teslim olmak ve yalnızca O’na kulluk yapmaktır. “De ki: Insanların Rabbine sığınırım. Insanların malikine insanların ilâhına da; sinsice kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran vesvesecinin şerrinden….” (Nâs: 114/1-4)
Netice olarak bir insan bu dünya'da ,kimi daha çok sever,dinler, ve hafızasına o sevdiği,dinlediği kişiler'in telkini'ni yerleştirir ise,(bu bir siyasi lider olabilir,sanatçı şarkısı eseri olabilir, vesaire)artık o kişi'nin bu dünyada'ki rabbi o dur.
Bir örnek vereyim,
Türkiye'de medya adeta Ak parti seçim bürosu gibi 24 saat Ak parti propagandası yapmaktadır.
Gece gündüz sesli ve görüntülü medya'da bir siyasi lider'in devamlı beyin yıkama ve tesirli konuşma metotu ile "amerikadaki demokrasi'yi getirdik" demesini dinleyip,onu hafısazına iyce yerleştirip ,kendi kendine bak başbakan amerika'daki demokrasi'yi getirdi derseniz,
Kabir suallerinde en önemli soruları diliniz otomatikmen şu cevapları vericektir.
Rabbin kim ? sorusuna,
Amerika,
Dinin nedir? sorusuna
demokrasi,
Peygamber'in kim? sorusuna da
başbakan dersiniz.
E tabi mezheb'in nedir? sorusuna da otomatikmen facebook veya twitter diyceksiniz.:)
Bu en son facebook ve twitter kısmı'nı tabiki vazgeçilmez bir alışkanlık olduğu için espiri olarak vurguladım.
Benim bir sözüm vardır,
"Alışmak:İnsanoğlu neye alışırsa ,alıştığı şey'in kulu kölesi olur."
Bu içki olabilir,siğara uyuşturucu olabilir,aşırı zevk düşkünlüğü olabilir ,hergün yapmaz ise rahatsız olacağı şeyler,
İnternet'e giriş ,facebook sayfasına veya twitter'e giriş,devamlı severek dinlediği bir sanatçıyı dinleme olabilir. Devamlı ekranda güzel hitabetiyle insanı adeta büyüleyen, bir başbakan olabilir,:) vesaire vesaire..
Geçenlerde aklıma bir şey geldi,kendi kendime gülüyordum.
Dedimki, şimdi herhangi bir tv kanalından bana canlı yayında sohbet ,teklif'i gelse,onlara şunu söylerdim,
bakın devlet hakkında sorucaklarınıza cevap ücretim size 0 TL olur.
Herhangi bir parti hakkında soru soracaklarınıza cevap ücretim 0 TL olur,
başbakan hakkında sorucaklarınıza cevap ücretim ise 100 000 TL olur :)))))))))))
Neden başbakan hakkındaki sorulara 100 000 TL istiyorsunuz diye sorarlarsada,
"EEEE nasıl olsa bana hakkımda konuştu diye, en azından bi kaç milyarlık dava açar ,bende bu masrafları peşinen sizden, tedbir olarak tahsil ediyorum işte"derim.:)))))))))
Gerçi bu işin şakası ,başbakan bana dava mava açmaz .O kadar'da nankör biri değildir.Birlikde istanbul belediye seçimlerin'de ,dağ ,taş,yağmur çamur demeden omuz omuza çalıştığımızı ve onu buralara kadar taşıdığımızı unutmaz..( o yüzden sağolsun 24 saat arayıp hal hatır soruyor adam):)))) öööyle vefalı biri yani..yaw yok ne araması defalarca ,bu millet'in hayrı'na kanunlar çıkarsın diye yazdım, ve beni ara dedim ,ne arayan vaaaaar nede soran...(eeeee arkadaş değiştim dedi ya)
Bu vesile ile ,bu yazımızında hayırlara vesile olmasını,kimi en çok sevip dinlememiz,ve nasıl bir günlük hayata kendimizi alıştırmamız gerektiğini,bunun hayatımızda ne kadar önemli olduğunu bilmemiz gerektiğini ,tüm alışkanlıklarımızı gözden geçirip,esas neye alışmamız gerektiğini bilerek,hayatımızı o şekilde sürdürmemizin faydalı olacağını bilmemiz gerektiğini, bir kez daha vurgulayıp ,bir sonraki yazı dizimizde görüşmek dileğiyle,
Saygılarla
Hacı Gazi Mücahid
Gerçek Allah Dostu
Vedat Bağlan
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
5 Şubat 2011 Cumartesi
Seçim kazanma taktikleri
Dünya'da güçlerin dengesi,
Doğadaki hayvanlarda da görüldüğü gibi.
Büyük ve Güçlü olanın ,
küçük ve zayıf olanı yemesi şeklindedir.
Zenginlik bakımından da yine aynen ,
Zengin ve Güçlü olanların ,
Fakir ve yoksul insanları kullanması şeklindedir.
Seçim kazanma taktikleri,
Türkiye'de yapılan genel ve yerel seçimlerde ,etkin ve başarılı olmanın bir kaç yöntemi vardır.
Bu yöntemler şunlardr,
1.Yeterince bol para,
2.Vatandaş'ın haliyeti ruhaniyesine göre idari planlar ,seçim programları ve vaadler,
3.Bire bir halkla ilişkiler ve mahalli teşkilatlanma, örgütlenme,
4.Sesli , görüntülü , yazılı ve diğer medyalar,afişler ,parti bayrakları,el ilanları,
5.Mitingler ,gezici anonslu araçlar,
6.Muhalif partilere karşı, çamur at iz kalsın politikaları,
7.Positif beyin yıkama (biz şunu yaptık ,bunu yaptık gibi).
Eveeet şimdi başlıyalım domatesin faydalarını anlatmaya ...:)
Demokratik seçim deyince akla hemen şunlar gelir,insanlar kimsenin baskısı ve zorlaması olmadan ,oyları'nı hür bir şekilde
kullanıp hak ve adalet ölçüsüyle kendi istediği partiyi ve liderini iktidar yapar.
Buraya kadar ne kadaaaar güzel, ne kadaaaar pembe tablo ,ne kadaaaar melek misali, demokrasi''nin bir sistem oldugu müşahade edilir.:)))
Şimdi bakın , daha evvelki,
"Demokrasi ve İslam"
yazılarımda, demokrasi denen şey'in nasıl bir hile oldugunu anlatmışdım.
Şimdi daha detaylı olarak, bu hile'nin tatbikatını inceleyelim.
Demokrasi denen şey , kağıt üzerinde var olan ancak tatbikatında ise sadece güçlü olan yani emperyalist ve sömürücü gücün istediği olur mantığını taşır.Nasılmı ? şimdi anlatacaklarımı iyice okursanız anlarsınız
Varsayalımki, elimizde askeri baskı sistemi ile idare edilen, bir ülke olsun..Ve bizde bu ülke'ye demokrasi getirelim.
Burda şunuda unutmayın,parmak hesabı yani halkın çogunluğu'nun kabul ettiği bir sistemde muhakkak yine bu çoğunluk bir güçdür.Yani çoğun azınlığa karşı bir gücüdür.Ve diyelimki bu askeri sistemi kaldırdık .Demokrasi adı altında bir rejim kurduk.
Halkın beynini yıkamak için hertürlü para, medya sende , söz sende , araç gereç sende.Birde üstüne üstün,muhalif olanların sesi'ni ne medya'da , ne şurda burda duyurmadık.
EEEE bundan sonra , bir seçime gitseniz, kim kazanacaktır?
İşte bu aynen şuna benzer ,A ve B futbol takımını sahaya sürüceksiniz , A takımının'da elini kolunu bağlıyacaksınız,eee neticede kim kazanır sizce? tabiki B takımı kazanır neden? çünkü karşısındaki rakipde tık yokki..
Olay bu kadar basit yani.
Daha evvelki,
"Türkiye'de masraflı Seçim geleneği"
yazılarımda, bu ülkede halkın genelde güçlüden ,zengin iş adamlarından,holdinglerden ve medyatik tanınmış kişilerden yana genelde oy kullandıklarını belirtmiştim
Birde örnek vermiştim Adana'da sabancı ailesi yerel seçimlerde aday olsa, silip süpürür ve oyların çoğunluğunu alır demiştim.
kaldıki bu bir örnekdir.Ayrıca hacı ömer ağa (rahmetlik) Kayseri'den Adana'ya ilk geldiği dönemlerde dedem rahmetlik (muşlu kürt hasan,Karaisalı -salbaş'da değirmenci kürt hasan derler) Adana dört yol semtindeki evinde, hacı ömer ağayı misafir edip, ona ev verip, birde bakkal dükkanı açmasına yardımcı olmuş .Annem Rahmetlik anlatırdı .Ayrıca Rahmetlik,sakıp ağa ile Annem de aynı okulda okumuşlar.
Şimdi esas konumuza devam edelim,
Ku'ran-ı kerimde yüce ALLAH şöyle buyuruyor,
" Aranızda zenginlik bakımından, bazılarınızı bazılarınızın üstüne,üstün kıldıkki,onlarda tutup elleri altındakilerine iş versinler."
(zuhruf suresi 32.ayet)
İnsan idaresi nasıl olmalı diye soranlara, kendi vücudu'nun en tepesindeki baş' ı gösterelim.İnsan ayaklarından aldığı emirlerle hareket etmez.Baş kısmında bulunan ve içinde beyin olan kısımdan emir alır veya verir.Ona göre hareket eder.
Bu kâinatı yaratan Yüce ALLAH , tüm bu kainatı en tepeden yani, yedi kat semavatında üstünde olan arşın'da üstünden idare etmektedir.bu konudaki çeşitli ayetler ise,
"Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir."
"Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir."
"Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?"
O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.
"Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz."
"O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu."
"Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.
"Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?"
"Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun" denilmektedir."
Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."
O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
"O elçi güçlüdür, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır."
Evet işte idare nedir? nerden idare olunuyoruz burda açık bir şekilde belirtilmiştir.
Bir hadisi şerifde ,Peygamber efendimiz S.a.v "siz nasılsanız öyle idare olursunuz" buyurmaktadır,
Yani halk çoğunluğu nasıl bir yapıya sahipse ,bu demokratik , parmakla seçim sisteminde ,elbetde onlarında seçtikleri onlara benzerler.E tabi birde seçmeye mecbur bırakılan halk var onlarınki ise demokratik modern köle olarak, yani konumuzu esas teşkil eden,"Demokrasi adı altındaki Modern Köleler"dir.A ve B futbol takımı diye anlattıklarım yani.
İnsan beynindeki hafıza bölümüyle, gördüğünü,duydugunu hatırlar ve hafızaya bir kere giren görüntü ve ses, kolay kolay ordan çıkmaz.Ancak hafıza kaybı yaşarsan, o zaman hafıza kaybından dolayı hatırlamayabilir.
Temel eğitimi olmayan islamı'da fazla bilmeyen ,bir insan medyada,şurda ,burda hangi bilgilerle donatılırsa, o bilgilerle hareket eder ve seçimlerde'de o bilgiler ışığında oy verir.
Bu tabi esaslı temel eğitim almış, islam bilgisi olan, benim gibi yıllarca teşkilatçılık yapmış ve tüm dünyadaki oyunları,dostu ,düşmanı ve oyunlarını , anyayı, konyayı bilenler için geçerli değildir.
Bir hadisde Peygamber efendimiz S.a.v "Mü'min'in ferasetinden korkunuz,zira baktığı zaman ALLAH'ın nuru ile bakar" buyurmaktadır.Yani gerçek mü'mini kimse kolay kolay kandıramaz.Neden? eee çünkü gerçek mü'min ,Yıllarca ALLAH'ına kul köle olmayı ilk vazife olarak bilip,Alnı secdeye gelmiş,kalbine ALLAH tarafından ,her kıldığı namaz'da, namaz'ın mükafaatı olarak,nurlar ve bazı gizli sırlar dolmuş,kalp gözü açılmışdır.Artık bu kişiye hangi oyunla gelseniz, o oyundan kalbine gelen işaretlerle haberdar olur.
Vaktiyle adamın biri cami imamı'nın karısı'na çok güzel olduğu için musallat olmuş.Artık kadını çok sıkıştırmaya başlayınca ,adama dönüp "camide imam olan kocamın arkasında 40 gün namaz kıl istedigini kabul edecem" demiş.Adam ooo demiş 40 gün gelir geçer.Ve başlamış imamın arkasında namaz kılmaya,aradan 20 gün geçmiş ..Eeee namaz bu, adamı değiştirmiş ve adam demişki "tövbe tövbe ya Rabbim ben bir hata yaptım affet deyip,20 gün namaza alışıpda namaz'ın tesiriini huzurunu gördükden sonrada namazı hiç bırakmamış.
İşte tüm dünyadaki ALLAH ve dini'nin düşmanları'nın esas bunu bilmesi lazım.Ama onlar bunu görmezler yasin süresinde cenabu ALLAH "onların kalbine mühür vurduk algılayamazlar,gözlerine engeller koyduk göremezler,kulaklarına engel koyduk duyamazlar." buyuruyor.
Kendimden de bir namaz başlama örneği verim bari ,:)
17 yaşındayım hollanda'da yaşıyorum.saçlar üüüf tam avrupa o zaman bi orkestramız var adı "Küçük asya" hem basgitar çalıyorum hemde solistlik yapıyorum.Türkiye'ye, izine, doğum yerim olan, Adana'ya geldim.Annem Rahmetlik ise sabahlara kadar namaz kılan ,rüyasında yasini ezbere ögretilen, kalp gözü açık keramet ehli birisiydi."bu arada ruhuna el fatiha"
Annem bana , bir abdest al gel bakimm şu benim ibadet odama dedi.Abdest'i aldım girdim odaya diz çöküp anneminde yanına oturdum.Annem başladı duaya "Ya rabbi onada göster " dedi .Bir anda kabe ve ordaki tüm insanlar duvara canlı olarak geldi ve ben korkmadan onu gördüm.Sonradanda hayret ettim nasıl korkmadım diye..Eeeee senin kalbinin sahibi isterse korkuyu o an kaldırır.Ve işte benim ilk namaza düzenli başladığım an o oldu..Eeee o olayı gördükten sonra artık İman ve inanç kalbim'in esas yerini teşkil etti .Tabi ondan sonra islami eğitim,.insanlara islam anlatım ,tebliğ,faydalı işler hac,afganistan cihadı vesaire işlerler meşgul oldum.(kendimizi övmiyeeeeliiiiiim:))))
Bir lafım vardır benim" Ne istediğini bilmeyen, Ne bulduğunuda anlamaz"
Konumuzu dağıtmadan bu konuyuda biraz işleyelim .neden? çünkü şu an tüm dünyada yaşayan, müslümanım diyen toplumların en büyük eksik ve zayıf tarafı bu sözümdür.
İnsan beynindeki hafıza bölümüyle gördüğünü,duydugunu hatırlar ve hafızaya bir kere giren görüntü ve ses kolay kolay ordan çıkmaz.Demiştim burdan devam edelim.
Şimdi ben birisine 40 gün, ben şöyle iyi biriyim böyle güzel biriyim ben ciciyim desem,o kişi artık beni iyi görmeye başlıyacaktır.Bu bir beyin yıkama ve şuur altı yerleşim tekniği ve seçimlerde 'de en büyük metotlardan biridir.
Şimdi size güzel bir kolay soru?
Demokrasi denen kelimeyi, tüm dünya'ya, kim empoze etmeye çalışıyor?
bunu hemen cevaplarsınız.Biliyorum.
El cevap ABD'dir.Neden hemen biliyorsunuz ve cevapladınız?
Çünkü tüm dünya'ya gerek görsel medya buluşları sayesinde,gerek uzay'a uydu gönderip uydu sistemleri kurması vesile ile,gerek şu an tüm dünya'yı teslim alan bilgisayar ve internet buluşları ve yine tüm dünyadaki hakimiyet kurdukları ülkeler ve idarecilerin ağzında hep bu laf vardır."Biiiiiiz demokrasi getirdik..biiiz demokrasiyi en yüksek seviye'ye getirdik" gibi lafları devamlı ,hafızamıza şuur altımıza medya ve diger etkin araç gereçlerle yerleştirdiler.Bu kelime'nin artık hafızadan çıkması zordur.
Ne istediğini bilmeyen vatandaş bunları ,kuzu kuzu dinler ,ve artık hipnotize olmuş maymun gibi kendine telkin edilenleri yapar ve bu insanlara gider oy'unu verir.
İşte bu yazılarım'ın ve tüm gayretlerim'in esası insanlara esas ne istemeleri gerektiğini öğretmektir..
Daha önceki yazılarımda,
"Türkiye' ye özel İslam"
başlıklı makalemi okursanız ,bizlere neleri telkin ettiler ve hafızamız'a yerleştirdiler ,daha iyi anlarsınız.
Bir müslüman için bu dünyada en önemli şey,inandığı dinin esaslarına göre yaşamasıdır.
Bu dünyada şu an 2 güç birbirleriyle mücadele etmektedir.
1.Müslümanlar
2.Bunların dışında kalanlar
Bu 2.sınıf'ın verdiği mücadele ise,müslümanların bu en önemli vazifesi olan ,kendi din ve esaslarını ,özgür bi şekilde yaşamamasını sağlamaktır.Neden? çünkü müslüman kendi din ve esaslarını yaşamaya başlarsa,menfaat kesimleri artık ,müslümanları köle gibi kullanıp onları sömüremiyecektir.Yani bir taraf dünya menfaatı peşinde ,diğer taraf ise ALLAH'ın emrini özgürce yerine getirme peşindedir.
Eveeeet artık kısa özetle bu yazımızı noktalayalım.
Peygamber efendimiz S.a.v "Kişilerin akıllarına göre hitap ediniz. "buyurmaktadır.
Toplumunun büyük bir çoğunluğu namaz'dan ibadet'den hakkı görmekden mahrum bırakılan bir ülkede, seçimlerde hakkı ve doğruyu telkin etseniz ,neticede sadece % 3 gibi bir parti olursunuz..
Ammmaaaaa şu an kalkıp'da din iman şu bu demeyipdeeeeeeee , "bizi seçin,bize oy verin,ilk işimiz kredi kartı ve tüm kredi borçlarınızı sileceğiz,aylıklarınıza %100 de 100 zam yapacağız,işsiz kimse kalmıyacak,işsizlik ödenegini en az 2 yıl vericez ,40 yaşında herkesi emekli yapıcaz ,hiç bir siğorta primi ödemeden sizi sigortalı yapıcaz,vesaire " derseniz..
E bide toplum size güveniyorsa,veya medya 'da şurda burda etkinseniz en başda yazdığım tüm seçim yöntemlerini yerli yerince yaparsanız, seçimi kazanmanız kaçınılmazdır..Hadisi şerif'deki "akıllara göre hitap ediniz" i bizim tabirle "saça göre tarak" diye de algılayabilirsiniz..Neden? çünkü bu gibi beyni yıllarca, islam harici sistemlerle yıkanmış olan, müslüman diye adlandırılan toplumlara ancak ineklere verilen ot gibi sadece ihtiyacı olanı ,verirseniz sizi seçer..Başka bişeyden anlamazlar
Neticede en son yerel seçimlerde iktidar partisi bir aday'ın en son seçim gecesi kelle başı 2000 tl verdigini ve seçimi kazandığını müşahade etmiş bulunuyorum...
Fakir müslüman islam'ın 5 şartını bile yerine getiremez.Hatta bazıları fakir'in dini yoktur bile demişlerdir..
Neden? çünkü İslam'ın 5 şartı,
1.Kelimei şahadet getirmek ( bu en kolay ve beleş olanı)
2.Namaz kılmak (geçim derdinde olan kılamaz)
3.Oruç tutmak (fakir zaten hergün oruçludur )
4.Hacca gitmek(paran olmazsa gidemezsin)
5.Zekat vermek(paran yoksa vermezsin)
EEEE geriye ne kaldı? sadece bir kelimei şahadetle bu islam nasıl yaşanıcak peki?
Eveeeeet buraya kadar anlattıklarımdan, hafızanıza şunu kesin bi şekilde, yerleştirmenizi istiyorum.
Tüm dünyada'ki müslümanlar'a tesiri büyük dozda bir morfin,uyutma tozu injekte edilmiştir.
Yapılması gereken ilk iş bu morfini yavaş yavaş kişiyi incitmeden yerinden çıkarıp,müslüman'ın ayılmasını ,onu güzel ve faydalı gıdalarla besleyip hayata tekrar dönmesini ,İslam'ı ve bu 5 şartı'nı artık kolayca yerine getirmelerini sağlayıp,artık kendi gibi inanlara ancak oy vermesini temin etmek lazımdır.Bu biraz zaman alır ama olsun.İbrahim a.s ateşe atıldığında ,elinde küçük bir kovayla bu ateşi söndürmeye giden ,karıncaya sorulur "bu küçük kova ile sen nasıl o büyük ateşi söndüreceksinki?"karınca şöyle cevap verir "evet biliyorum bu küçük kova o büyük ateşi söndürmez ama,ben en azından bu yoldayım ya vicdanen rahatım"der.hadisde "Ameller niyete bağlıdır ,Kişi neye niyet etmişse" yani önemli olan niyetdir.
Yani aklı başında olan bir şuurlu müslüman ,kendine şu görevi vericek,"İnsanları uyandırıp tedavi edip beslemeliyim ve ona güzel güzel anlatmalıyım"
Ayetde" Onlar güzel güzel anlatırlar" "Onlar kendi yapmadıklarını niçin başkalarına söylerler"
Bu vesile ile her günümüzü planlı ve programlı olarak bu niyeti taşıyıp ,tebliğ görevimize gece gündüz devam etmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulayıp ,Kıyamet gününde hakkın dostları arasında yer almamız duası ve dileği ile...
İşte bu gibi tüm dileklerinizi ve önerilerinizi tüm siyasetçilere duyurmak için,
"Kredi ve kredi kartı borçluları dayanışması"
isimli bir sayfa açtık.Beğenip ,paylaşıp , arkadaşlarınıza önermenizi, tavsiye ederim.
Saygılarla
Hacı Gazi Mücahid
Gerçek Allah Dostu
Vedat Bağlan
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
Doğadaki hayvanlarda da görüldüğü gibi.
Büyük ve Güçlü olanın ,
küçük ve zayıf olanı yemesi şeklindedir.
Zenginlik bakımından da yine aynen ,
Zengin ve Güçlü olanların ,
Fakir ve yoksul insanları kullanması şeklindedir.
Seçim kazanma taktikleri,
Türkiye'de yapılan genel ve yerel seçimlerde ,etkin ve başarılı olmanın bir kaç yöntemi vardır.
Bu yöntemler şunlardr,
1.Yeterince bol para,
2.Vatandaş'ın haliyeti ruhaniyesine göre idari planlar ,seçim programları ve vaadler,
3.Bire bir halkla ilişkiler ve mahalli teşkilatlanma, örgütlenme,
4.Sesli , görüntülü , yazılı ve diğer medyalar,afişler ,parti bayrakları,el ilanları,
5.Mitingler ,gezici anonslu araçlar,
6.Muhalif partilere karşı, çamur at iz kalsın politikaları,
7.Positif beyin yıkama (biz şunu yaptık ,bunu yaptık gibi).
Eveeet şimdi başlıyalım domatesin faydalarını anlatmaya ...:)
Demokratik seçim deyince akla hemen şunlar gelir,insanlar kimsenin baskısı ve zorlaması olmadan ,oyları'nı hür bir şekilde
kullanıp hak ve adalet ölçüsüyle kendi istediği partiyi ve liderini iktidar yapar.
Buraya kadar ne kadaaaar güzel, ne kadaaaar pembe tablo ,ne kadaaaar melek misali, demokrasi''nin bir sistem oldugu müşahade edilir.:)))
Şimdi bakın , daha evvelki,
"Demokrasi ve İslam"
yazılarımda, demokrasi denen şey'in nasıl bir hile oldugunu anlatmışdım.
Şimdi daha detaylı olarak, bu hile'nin tatbikatını inceleyelim.
Demokrasi denen şey , kağıt üzerinde var olan ancak tatbikatında ise sadece güçlü olan yani emperyalist ve sömürücü gücün istediği olur mantığını taşır.Nasılmı ? şimdi anlatacaklarımı iyice okursanız anlarsınız
Varsayalımki, elimizde askeri baskı sistemi ile idare edilen, bir ülke olsun..Ve bizde bu ülke'ye demokrasi getirelim.
Burda şunuda unutmayın,parmak hesabı yani halkın çogunluğu'nun kabul ettiği bir sistemde muhakkak yine bu çoğunluk bir güçdür.Yani çoğun azınlığa karşı bir gücüdür.Ve diyelimki bu askeri sistemi kaldırdık .Demokrasi adı altında bir rejim kurduk.
Halkın beynini yıkamak için hertürlü para, medya sende , söz sende , araç gereç sende.Birde üstüne üstün,muhalif olanların sesi'ni ne medya'da , ne şurda burda duyurmadık.
EEEE bundan sonra , bir seçime gitseniz, kim kazanacaktır?
İşte bu aynen şuna benzer ,A ve B futbol takımını sahaya sürüceksiniz , A takımının'da elini kolunu bağlıyacaksınız,eee neticede kim kazanır sizce? tabiki B takımı kazanır neden? çünkü karşısındaki rakipde tık yokki..
Olay bu kadar basit yani.
Daha evvelki,
"Türkiye'de masraflı Seçim geleneği"
yazılarımda, bu ülkede halkın genelde güçlüden ,zengin iş adamlarından,holdinglerden ve medyatik tanınmış kişilerden yana genelde oy kullandıklarını belirtmiştim
Birde örnek vermiştim Adana'da sabancı ailesi yerel seçimlerde aday olsa, silip süpürür ve oyların çoğunluğunu alır demiştim.
kaldıki bu bir örnekdir.Ayrıca hacı ömer ağa (rahmetlik) Kayseri'den Adana'ya ilk geldiği dönemlerde dedem rahmetlik (muşlu kürt hasan,Karaisalı -salbaş'da değirmenci kürt hasan derler) Adana dört yol semtindeki evinde, hacı ömer ağayı misafir edip, ona ev verip, birde bakkal dükkanı açmasına yardımcı olmuş .Annem Rahmetlik anlatırdı .Ayrıca Rahmetlik,sakıp ağa ile Annem de aynı okulda okumuşlar.
Şimdi esas konumuza devam edelim,
Ku'ran-ı kerimde yüce ALLAH şöyle buyuruyor,
" Aranızda zenginlik bakımından, bazılarınızı bazılarınızın üstüne,üstün kıldıkki,onlarda tutup elleri altındakilerine iş versinler."
(zuhruf suresi 32.ayet)
İnsan idaresi nasıl olmalı diye soranlara, kendi vücudu'nun en tepesindeki baş' ı gösterelim.İnsan ayaklarından aldığı emirlerle hareket etmez.Baş kısmında bulunan ve içinde beyin olan kısımdan emir alır veya verir.Ona göre hareket eder.
Bu kâinatı yaratan Yüce ALLAH , tüm bu kainatı en tepeden yani, yedi kat semavatında üstünde olan arşın'da üstünden idare etmektedir.bu konudaki çeşitli ayetler ise,
"Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir."
"Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir."
"Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?"
O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.
"Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz."
"O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a hakim oldu."
"Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor.
"Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?"
"Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip "âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun" denilmektedir."
Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."
O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.
O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
"O elçi güçlüdür, Arş'ın sahibinin yanında çok itibarlıdır."
Evet işte idare nedir? nerden idare olunuyoruz burda açık bir şekilde belirtilmiştir.
Bir hadisi şerifde ,Peygamber efendimiz S.a.v "siz nasılsanız öyle idare olursunuz" buyurmaktadır,
Yani halk çoğunluğu nasıl bir yapıya sahipse ,bu demokratik , parmakla seçim sisteminde ,elbetde onlarında seçtikleri onlara benzerler.E tabi birde seçmeye mecbur bırakılan halk var onlarınki ise demokratik modern köle olarak, yani konumuzu esas teşkil eden,"Demokrasi adı altındaki Modern Köleler"dir.A ve B futbol takımı diye anlattıklarım yani.
İnsan beynindeki hafıza bölümüyle, gördüğünü,duydugunu hatırlar ve hafızaya bir kere giren görüntü ve ses, kolay kolay ordan çıkmaz.Ancak hafıza kaybı yaşarsan, o zaman hafıza kaybından dolayı hatırlamayabilir.
Temel eğitimi olmayan islamı'da fazla bilmeyen ,bir insan medyada,şurda ,burda hangi bilgilerle donatılırsa, o bilgilerle hareket eder ve seçimlerde'de o bilgiler ışığında oy verir.
Bu tabi esaslı temel eğitim almış, islam bilgisi olan, benim gibi yıllarca teşkilatçılık yapmış ve tüm dünyadaki oyunları,dostu ,düşmanı ve oyunlarını , anyayı, konyayı bilenler için geçerli değildir.
Bir hadisde Peygamber efendimiz S.a.v "Mü'min'in ferasetinden korkunuz,zira baktığı zaman ALLAH'ın nuru ile bakar" buyurmaktadır.Yani gerçek mü'mini kimse kolay kolay kandıramaz.Neden? eee çünkü gerçek mü'min ,Yıllarca ALLAH'ına kul köle olmayı ilk vazife olarak bilip,Alnı secdeye gelmiş,kalbine ALLAH tarafından ,her kıldığı namaz'da, namaz'ın mükafaatı olarak,nurlar ve bazı gizli sırlar dolmuş,kalp gözü açılmışdır.Artık bu kişiye hangi oyunla gelseniz, o oyundan kalbine gelen işaretlerle haberdar olur.
Vaktiyle adamın biri cami imamı'nın karısı'na çok güzel olduğu için musallat olmuş.Artık kadını çok sıkıştırmaya başlayınca ,adama dönüp "camide imam olan kocamın arkasında 40 gün namaz kıl istedigini kabul edecem" demiş.Adam ooo demiş 40 gün gelir geçer.Ve başlamış imamın arkasında namaz kılmaya,aradan 20 gün geçmiş ..Eeee namaz bu, adamı değiştirmiş ve adam demişki "tövbe tövbe ya Rabbim ben bir hata yaptım affet deyip,20 gün namaza alışıpda namaz'ın tesiriini huzurunu gördükden sonrada namazı hiç bırakmamış.
İşte tüm dünyadaki ALLAH ve dini'nin düşmanları'nın esas bunu bilmesi lazım.Ama onlar bunu görmezler yasin süresinde cenabu ALLAH "onların kalbine mühür vurduk algılayamazlar,gözlerine engeller koyduk göremezler,kulaklarına engel koyduk duyamazlar." buyuruyor.
Kendimden de bir namaz başlama örneği verim bari ,:)
17 yaşındayım hollanda'da yaşıyorum.saçlar üüüf tam avrupa o zaman bi orkestramız var adı "Küçük asya" hem basgitar çalıyorum hemde solistlik yapıyorum.Türkiye'ye, izine, doğum yerim olan, Adana'ya geldim.Annem Rahmetlik ise sabahlara kadar namaz kılan ,rüyasında yasini ezbere ögretilen, kalp gözü açık keramet ehli birisiydi."bu arada ruhuna el fatiha"
Annem bana , bir abdest al gel bakimm şu benim ibadet odama dedi.Abdest'i aldım girdim odaya diz çöküp anneminde yanına oturdum.Annem başladı duaya "Ya rabbi onada göster " dedi .Bir anda kabe ve ordaki tüm insanlar duvara canlı olarak geldi ve ben korkmadan onu gördüm.Sonradanda hayret ettim nasıl korkmadım diye..Eeeee senin kalbinin sahibi isterse korkuyu o an kaldırır.Ve işte benim ilk namaza düzenli başladığım an o oldu..Eeee o olayı gördükten sonra artık İman ve inanç kalbim'in esas yerini teşkil etti .Tabi ondan sonra islami eğitim,.insanlara islam anlatım ,tebliğ,faydalı işler hac,afganistan cihadı vesaire işlerler meşgul oldum.(kendimizi övmiyeeeeliiiiiim:))))
Bir lafım vardır benim" Ne istediğini bilmeyen, Ne bulduğunuda anlamaz"
Konumuzu dağıtmadan bu konuyuda biraz işleyelim .neden? çünkü şu an tüm dünyada yaşayan, müslümanım diyen toplumların en büyük eksik ve zayıf tarafı bu sözümdür.
İnsan beynindeki hafıza bölümüyle gördüğünü,duydugunu hatırlar ve hafızaya bir kere giren görüntü ve ses kolay kolay ordan çıkmaz.Demiştim burdan devam edelim.
Şimdi ben birisine 40 gün, ben şöyle iyi biriyim böyle güzel biriyim ben ciciyim desem,o kişi artık beni iyi görmeye başlıyacaktır.Bu bir beyin yıkama ve şuur altı yerleşim tekniği ve seçimlerde 'de en büyük metotlardan biridir.
Şimdi size güzel bir kolay soru?
Demokrasi denen kelimeyi, tüm dünya'ya, kim empoze etmeye çalışıyor?
bunu hemen cevaplarsınız.Biliyorum.
El cevap ABD'dir.Neden hemen biliyorsunuz ve cevapladınız?
Çünkü tüm dünya'ya gerek görsel medya buluşları sayesinde,gerek uzay'a uydu gönderip uydu sistemleri kurması vesile ile,gerek şu an tüm dünya'yı teslim alan bilgisayar ve internet buluşları ve yine tüm dünyadaki hakimiyet kurdukları ülkeler ve idarecilerin ağzında hep bu laf vardır."Biiiiiiz demokrasi getirdik..biiiz demokrasiyi en yüksek seviye'ye getirdik" gibi lafları devamlı ,hafızamıza şuur altımıza medya ve diger etkin araç gereçlerle yerleştirdiler.Bu kelime'nin artık hafızadan çıkması zordur.
Ne istediğini bilmeyen vatandaş bunları ,kuzu kuzu dinler ,ve artık hipnotize olmuş maymun gibi kendine telkin edilenleri yapar ve bu insanlara gider oy'unu verir.
İşte bu yazılarım'ın ve tüm gayretlerim'in esası insanlara esas ne istemeleri gerektiğini öğretmektir..
Daha önceki yazılarımda,
"Türkiye' ye özel İslam"
başlıklı makalemi okursanız ,bizlere neleri telkin ettiler ve hafızamız'a yerleştirdiler ,daha iyi anlarsınız.
Bir müslüman için bu dünyada en önemli şey,inandığı dinin esaslarına göre yaşamasıdır.
Bu dünyada şu an 2 güç birbirleriyle mücadele etmektedir.
1.Müslümanlar
2.Bunların dışında kalanlar
Bu 2.sınıf'ın verdiği mücadele ise,müslümanların bu en önemli vazifesi olan ,kendi din ve esaslarını ,özgür bi şekilde yaşamamasını sağlamaktır.Neden? çünkü müslüman kendi din ve esaslarını yaşamaya başlarsa,menfaat kesimleri artık ,müslümanları köle gibi kullanıp onları sömüremiyecektir.Yani bir taraf dünya menfaatı peşinde ,diğer taraf ise ALLAH'ın emrini özgürce yerine getirme peşindedir.
Eveeeet artık kısa özetle bu yazımızı noktalayalım.
Peygamber efendimiz S.a.v "Kişilerin akıllarına göre hitap ediniz. "buyurmaktadır.
Toplumunun büyük bir çoğunluğu namaz'dan ibadet'den hakkı görmekden mahrum bırakılan bir ülkede, seçimlerde hakkı ve doğruyu telkin etseniz ,neticede sadece % 3 gibi bir parti olursunuz..
Ammmaaaaa şu an kalkıp'da din iman şu bu demeyipdeeeeeeee , "bizi seçin,bize oy verin,ilk işimiz kredi kartı ve tüm kredi borçlarınızı sileceğiz,aylıklarınıza %100 de 100 zam yapacağız,işsiz kimse kalmıyacak,işsizlik ödenegini en az 2 yıl vericez ,40 yaşında herkesi emekli yapıcaz ,hiç bir siğorta primi ödemeden sizi sigortalı yapıcaz,vesaire " derseniz..
E bide toplum size güveniyorsa,veya medya 'da şurda burda etkinseniz en başda yazdığım tüm seçim yöntemlerini yerli yerince yaparsanız, seçimi kazanmanız kaçınılmazdır..Hadisi şerif'deki "akıllara göre hitap ediniz" i bizim tabirle "saça göre tarak" diye de algılayabilirsiniz..Neden? çünkü bu gibi beyni yıllarca, islam harici sistemlerle yıkanmış olan, müslüman diye adlandırılan toplumlara ancak ineklere verilen ot gibi sadece ihtiyacı olanı ,verirseniz sizi seçer..Başka bişeyden anlamazlar
Neticede en son yerel seçimlerde iktidar partisi bir aday'ın en son seçim gecesi kelle başı 2000 tl verdigini ve seçimi kazandığını müşahade etmiş bulunuyorum...
Fakir müslüman islam'ın 5 şartını bile yerine getiremez.Hatta bazıları fakir'in dini yoktur bile demişlerdir..
Neden? çünkü İslam'ın 5 şartı,
1.Kelimei şahadet getirmek ( bu en kolay ve beleş olanı)
2.Namaz kılmak (geçim derdinde olan kılamaz)
3.Oruç tutmak (fakir zaten hergün oruçludur )
4.Hacca gitmek(paran olmazsa gidemezsin)
5.Zekat vermek(paran yoksa vermezsin)
EEEE geriye ne kaldı? sadece bir kelimei şahadetle bu islam nasıl yaşanıcak peki?
Eveeeeet buraya kadar anlattıklarımdan, hafızanıza şunu kesin bi şekilde, yerleştirmenizi istiyorum.
Tüm dünyada'ki müslümanlar'a tesiri büyük dozda bir morfin,uyutma tozu injekte edilmiştir.
Yapılması gereken ilk iş bu morfini yavaş yavaş kişiyi incitmeden yerinden çıkarıp,müslüman'ın ayılmasını ,onu güzel ve faydalı gıdalarla besleyip hayata tekrar dönmesini ,İslam'ı ve bu 5 şartı'nı artık kolayca yerine getirmelerini sağlayıp,artık kendi gibi inanlara ancak oy vermesini temin etmek lazımdır.Bu biraz zaman alır ama olsun.İbrahim a.s ateşe atıldığında ,elinde küçük bir kovayla bu ateşi söndürmeye giden ,karıncaya sorulur "bu küçük kova ile sen nasıl o büyük ateşi söndüreceksinki?"karınca şöyle cevap verir "evet biliyorum bu küçük kova o büyük ateşi söndürmez ama,ben en azından bu yoldayım ya vicdanen rahatım"der.hadisde "Ameller niyete bağlıdır ,Kişi neye niyet etmişse" yani önemli olan niyetdir.
Yani aklı başında olan bir şuurlu müslüman ,kendine şu görevi vericek,"İnsanları uyandırıp tedavi edip beslemeliyim ve ona güzel güzel anlatmalıyım"
Ayetde" Onlar güzel güzel anlatırlar" "Onlar kendi yapmadıklarını niçin başkalarına söylerler"
Bu vesile ile her günümüzü planlı ve programlı olarak bu niyeti taşıyıp ,tebliğ görevimize gece gündüz devam etmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulayıp ,Kıyamet gününde hakkın dostları arasında yer almamız duası ve dileği ile...
İşte bu gibi tüm dileklerinizi ve önerilerinizi tüm siyasetçilere duyurmak için,
"Kredi ve kredi kartı borçluları dayanışması"
isimli bir sayfa açtık.Beğenip ,paylaşıp , arkadaşlarınıza önermenizi, tavsiye ederim.
Saygılarla
Hacı Gazi Mücahid
Gerçek Allah Dostu
Vedat Bağlan
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
2 Şubat 2011 Çarşamba
Vatandaş Ne İstiyor ?
Vatandaş Ne İstiyor ?
Recep tayyibin intikamı,
Okuduğu şiirden dolayı , askerler tarafından hapise atılan, tayyip erdoğan,Madem öyle bende size gösterrim deyip,Türkiye'de askerinde üzerinde söz sahibi olan,(yani esas kızın babası) ABD ve israile yakınlaşıp ,bir nevi güçlüden yana olma tarzı ile,Bu ülkedeki kendine karşı olan asker ve sol kesime karşı uzun vadeli bir intikam almayı planlayıp,şu an da ise bu hedefe ağır adımlarla ilerlemektedir..Tüm gördüğünüz bu akp makp olaylarının altında yatan esas gizli hedef budur.
1.Açlıkdan ,yoksullukdan,kredi ve kredi kartı borçlarından müzdarip olan, bu miileti zengin etmeyi hedefliyen,dürüst,merhametli,sadece kendi halkının, isteklerine kulak veren, bir hükümet ve siyasi lider istiyoruz.
2.Sırf kendi emellerine ulaşmak ve intikam alma pahasına,milleti aç,sefil,ve aldığı yüksek faizli dış borçları,yine bu millete 1000 çeşit ,vergi,şu bu ceza deyip ödetip sefil hale getiren,bir siyasi parti ve liderini asla istemiyoruz.
3.Seçimler yaklaşıncada,artık makarna,kömür verme işi demode oldu ,bu millet ayıkdı deyip,bu sefer tv den okul eğitim programı deyip,halkın beynini yine istedigi gibi yıkayan,
seçim kanunları çıkarıp esas oy'u kapmayı planlayan siyasi lider ve partisini istemiyoruz..
4.Bana kimse bişey söyliyemez,beni kimse eleştiremez,eleştiren olursa ,ya ceza keserim,yada tv sini kapatırım,diyen despot diktatör ve hitler tarzı lideri, asla istemiyoruz..
5.ABD uçakları'na, adana incirlik üssünden müsade verip, ırak'a 11.500 sorti yapıp milyonlarca müslümanın ölmesine vesile olan bir siyasi partiden ve Liderinden ,asla merhamet beklemiyoruz..Ve bu siyasi liderinden kalkıp müslümanlar lehine orda burda liderlik sıfatıyla konuşmasınada hiiiç tahammül etmiyoruz..
İşte bu gibi tüm dileklerinizi ve önerilerinizi tüm siyasetçilere duyurmak için,
Vatandaş Ne İstiyor isimli bir sayfa açtık.Beğenip ,paylaşıp , arkadaşlarınıza önermenizi, tavsiye ederim.
Saygılarla
Vedat Bağlan Sanatçı
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
Recep tayyibin intikamı,
Okuduğu şiirden dolayı , askerler tarafından hapise atılan, tayyip erdoğan,Madem öyle bende size gösterrim deyip,Türkiye'de askerinde üzerinde söz sahibi olan,(yani esas kızın babası) ABD ve israile yakınlaşıp ,bir nevi güçlüden yana olma tarzı ile,Bu ülkedeki kendine karşı olan asker ve sol kesime karşı uzun vadeli bir intikam almayı planlayıp,şu an da ise bu hedefe ağır adımlarla ilerlemektedir..Tüm gördüğünüz bu akp makp olaylarının altında yatan esas gizli hedef budur.
1.Açlıkdan ,yoksullukdan,kredi ve kredi kartı borçlarından müzdarip olan, bu miileti zengin etmeyi hedefliyen,dürüst,merhametli,sadece kendi halkının, isteklerine kulak veren, bir hükümet ve siyasi lider istiyoruz.
2.Sırf kendi emellerine ulaşmak ve intikam alma pahasına,milleti aç,sefil,ve aldığı yüksek faizli dış borçları,yine bu millete 1000 çeşit ,vergi,şu bu ceza deyip ödetip sefil hale getiren,bir siyasi parti ve liderini asla istemiyoruz.
3.Seçimler yaklaşıncada,artık makarna,kömür verme işi demode oldu ,bu millet ayıkdı deyip,bu sefer tv den okul eğitim programı deyip,halkın beynini yine istedigi gibi yıkayan,
seçim kanunları çıkarıp esas oy'u kapmayı planlayan siyasi lider ve partisini istemiyoruz..
4.Bana kimse bişey söyliyemez,beni kimse eleştiremez,eleştiren olursa ,ya ceza keserim,yada tv sini kapatırım,diyen despot diktatör ve hitler tarzı lideri, asla istemiyoruz..
5.ABD uçakları'na, adana incirlik üssünden müsade verip, ırak'a 11.500 sorti yapıp milyonlarca müslümanın ölmesine vesile olan bir siyasi partiden ve Liderinden ,asla merhamet beklemiyoruz..Ve bu siyasi liderinden kalkıp müslümanlar lehine orda burda liderlik sıfatıyla konuşmasınada hiiiç tahammül etmiyoruz..
İşte bu gibi tüm dileklerinizi ve önerilerinizi tüm siyasetçilere duyurmak için,
Vatandaş Ne İstiyor isimli bir sayfa açtık.Beğenip ,paylaşıp , arkadaşlarınıza önermenizi, tavsiye ederim.
Saygılarla
Vedat Bağlan Sanatçı
"Vedat Bağlan Blog Makale yazıları Fihristi Alfabetik listesi "
"Translate Çeviri"
http://www.vedatbaglan.com
http://facebook.com/vedatbaglan
http://tr-tr.facebook.com/pages/vedatbaglancom/167024723324771
http://www.facebook.com/pages/Vedat-Ba%C4%9Flan/132576160097013
http://twitter.com/VedatBaglan
http://vedatbaglan.blogspot.com
http://www.trsohbetler.com/
http://www.facebook.com/haberler.x
http://www.flightsfounder.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)